Antik Mısır’da mumyalama ustalarının binlerce yıl boyunca cansız bedenleri korumak amacıyla kullandığı karmaşık yağ, reçine ve balmumu formüllerine dair yürütülen kimyasal araştırmalarda yeni bir dönüm noktasına ulaşıldı. “Proceedings of the National Academy of Sciences” (PNAS) dergisinde yayımlanan kapsamlı bir çalışma, antik metinlerde adı geçen ancak modern kimya analizlerinde bugüne kadar doğrudan kanıtlanamayan “aloe” (sarısabır) bitkisinin mumyalama karışımlarında yer aldığını ortaya koydu.
Almanya’daki Marburg Üniversitesi Farmasötik Biyoloji ve Biyoteknoloji Enstitüsü araştırmacıları öncülüğünde yürütülen çalışmada; Antik Mısır hiyeroglifleri, Orta Çağ Arapça tıp yazmaları ve erken modern dönem Avrupa kaynakları, son teknoloji kimyasal analiz yöntemleriyle bir araya getirildi.
Miligramlık numunelerle yüksek teknolojili analiz
Araştırma ekibi, Antik Mısır’dan Orta Çağ ve modern dönemin başlarına uzanan 41 yazılı kaynağı taradıktan sonra, Alman üniversiteleri ile eczacılık müzelerinde muhafaza edilen 24 tarihi numuneyi mercek altına aldı. İncelenen materyaller arasında yüzyıllar boyunca Avrupa’da yara, kırık ve kanamaları tedavi etmek amacıyla ilaç olarak satılan “Mumia vera Aegyptica” örnekleri, mumyalanmış insan uzuvları, sargı bezleri ve iki mumya kafatası yer aldı.
Çalışmanın başyazarı doktora araştırmacısı Tim Berger, mumyalanmış bedenleri tahrip etmemek adına yüzeylerden yalnızca mikroskobik ölçekte kalıntılar aldıklarını belirtti. Yüzlerce molekülü eş zamanlı olarak tanımlayabilen gelişmiş analitik cihazlar sayesinde, geçmiş çalışmalarda gözden kaçan ısıya duyarlı ve uçucu olmayan büyük bileşikler tespit edildi. Elde edilen moleküler parmak izleri referans aloe bitkisi örnekleriyle karşılaştırıldığında, bazı mumyalama karışımlarında aloe türlerinden elde edilen bitkisel salgıların varlığı yüksek güvenilirlikle doğrulandı.
“İçindeki hayat”: Tarihi metinlerdeki aloe izi
Araştırmacılar, Antik Mısır’da aloe bitkisinin doğrudan botanik varlığına dair kanıtların sınırlı olduğunu, ancak bitkinin Afrika Boynuzu ve Arap Yarımadası’ndan Kızıldeniz ticaret yolları üzerinden Mısır’a getirilmiş olabileceğini değerlendiriyor.
Çalışma ekibi, eski Mısır metinlerinde geçen ve kelime anlamı “içindeki hayat” olan “Ankh-imi” ifadesinin aloe bitkisine ya da ondan türetilen bir özüte işaret ettiğini öne sürüyor:
- Tarihi tanımlar: Antik metinlerde bu maddenin kıyıya yakın yabancı topraklarda yetişen bir bitkiden elde edilen koyu renkli bir salgı olduğu; göz, burun ve kulak tedavilerinde kullanıldığı belirtiliyor.
- Laboratuvar testleri: Tarihi numunelerden elde edilen özütler üzerinde yapılan biyolojik testlerde geniş çaplı bir antimikrobiyal etki saptanmazken, laboratuvar ortamındaki hücrelerde influenza virüsünün yol açtığı hasara karşı sınırlı bir koruma sağlandığı gözlemlendi.
- Etken madde karmaşası: Araştırmacılar, bu etkinin tek bir kimyasaldan değil, karışım içindeki birden fazla bileşiğin ortak etkileşiminden kaynaklanabileceğini vurguluyor.
Bilim insanları temkinli: Kesin hüküm için erken
Araştırma heyeti, ulaşılan sonuçların genellenemeyeceği konusunda uyarıda bulunuyor. İncelenen numunelerin Mısır’daki geniş çaplı mumya kazılarından değil, Almanya’daki tarihi koleksiyonlardan alınmış olması, yüzyıllar içindeki depolama veya nakil sırasında ortaya çıkabilecek kontaminasyon (bulaşma) riskini tamamen dışlamıyor.
Ayrıca elde edilen bulgular, sarısabır bitkisinin tüm hanedanlık dönemlerinde veya tüm toplumsal sınıfların mumyalanmasında yaygın şekilde kullanıldığını ya da antik metinlerde geçen “Ankh-imi” kavramının kesin olarak bu bitkiyi karşıladığını kanıtlamak için henüz tek başına yeterli kabul edilmiyor. Kimyasal analizlerin sağladığı güçlü ipuçları, Antik Mısır’ın kayıp tıp ve kimya mirasının aydınlatılması adına yeni araştırmaların kapısını aralıyor.

















