Elon Musk’ın uzay taşımacılığı ve uydu şirketi SpaceX, halka arzının ardından piyasa değerini 2 trilyon doların üzerine taşıyarak küresel finans tarihinin en büyük halka arzlarından birine imza attı. Şirket hisselerinin yalnızca yaklaşık yüzde 5’ini piyasaya sürerek 75 milyar dolar toplayan SpaceX’in ulaştığı bu değerleme, şirket bilançosundaki finansal göstergeler ile piyasa fiyatlaması arasındaki derin ayrışmayı yeniden tartışmaya açtı.
SpaceX, 2025 yılı bilançosuna göre yaklaşık 18,6 milyar dolar gelir elde etmesine karşın 4,9 milyar dolar net zarar açıkladı. Şirketin mevcut gelirlerinin 93 katı gibi rekor bir çarpanla işlem görmesi, yatırımcıların mevcut kârlılıktan ziyade gelecekteki pazar hakimiyeti ve büyüme potansiyeline yatırım yaptığını ortaya koyuyor.
Değerlemeleri absorbe eden Amerikan piyasası
Amerikan finans piyasaları, küresel hisse senedi piyasa değerinin yarısından fazlasını tek başına temsil ediyor. ABD borsalarının toplam büyüklüğünün Çin sermaye piyasalarından yaklaşık 5 kat büyük olması, bilançolarında net zarar bulunan teknoloji girişimlerinin dahi trilyon dolarlık değerlemelerle fon bulmasını sağlıyor.
Bu durum, aynı sektörlerde faaliyet gösteren ABD ve Çin şirketleri arasındaki piyasa değeri farklarında belirgin şekilde görülüyor:
-
Tesla ve BYD karşılaştırması: Tesla, yıllık 95 milyar dolar gelir ve 1,63 milyon araç teslimatına rağmen 1,4 trilyon doların üzerinde değerlemeyle işlem görüyor. Buna karşılık, 2025’te 112 milyar dolar gelir elde eden ve 2,25 milyonu elektrikli olmak üzere 4,6 milyon araç satan Çinli BYD’nin piyasa değeri 120 milyar dolar seviyesinde kalıyor.
-
Meta ve Tencent dengesi: Sosyal medya ve dijital reklam pazarında benzer operasyonel büyüklüklere sahip Meta 1,5 trilyon dolar bandında değerlenirken, Çinli teknoloji devi Tencent jeopolitik riskler ve regülasyon baskıları nedeniyle 500-550 milyar dolar bandında fiyatlanıyor.
-
ByteDance ve küresel risk: TikTok’un çatı şirketi ByteDance, 180-190 milyar dolarlık geliriyle Meta’nın gelir seviyesine yaklaşmasına rağmen pazar değeri bakımından rakibinin beşte birine ulaşabiliyor.
Şirketin omurgası: Starlink gelirleri
SpaceX’in finansal yapısı incelendiğinde, roket fırlatma operasyonlarından ziyade uydu interneti sağlayıcısı Starlink‘in şirketin ana gelir motoru olduğu görülüyor.
2022’deki Rusya-Ukrayna savaşı öncesinde yıllık 222 milyon dolar gelir ve 140 bin aboneye sahip olan Starlink, 2025 itibarıyla 10 milyona yakın aboneye ve 11,4 milyar dolarlık gelire ulaştı. Bu rakam, SpaceX’in toplam cirosunun yaklaşık yüzde 61’ine karşılık geliyor. Şirketin bireysel aboneliklerin yanı sıra savunma ve kamu sözleşmelerine ağırlık vermesi, yatırımcılar nezdindeki değerleme çarpanlarını yukarı taşıyor.
Çin’in alçak yörünge hamlesi
SpaceX’in tekrar kullanılabilir roketler sayesinde sağladığı maliyet avantajına karşılık Çin, devlet destekli “Guowang” ve “SpaceSail” projeleriyle alçak Dünya yörüngesinde yerini almaya hazırlanıyor. Pekin yönetimi, 2030 yılına kadar yörüngeye 27 bin, önümüzdeki 10 yıl içinde ise 50 bin uydu yerleştirmeyi planlayarak Starlink’in tekel konumunu kırmayı hedefliyor.
İki ekonomik model: Finansal kapitalizm ve sanayi odaklı üretim
Ekonomistler, SpaceX ekseninde yaşanan değerleme tartışmasının arkasında iki farklı ekonomik kalkınma modelinin yer aldığını vurguluyor:
Amerikan modeli: Finansallaşma ve erken tekel gücü
Piyasa değerlerinin gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) iki katını aştığı ABD’de borsa, tam üretim kapasitesi ve net kârlılık oluşmadan önce gelecekteki potansiyeli fiyatlıyor. Toplanan devasa sermaye; yetenek transferi, AR-GE harcamaları ve rakiplerin satın alınması yoluyla pazar tekelinin kurulmasında kullanılıyor.
Çin modeli: Ölçek ekonomisi ve fiziksel üretim
Çin’de ise öncelik; fabrikalar, tedarik zincirleri, batarya teknolojileri ve mühendislik altyapısının inşasına veriliyor. Teknoloji belirli bir olgunluk seviyesine ulaştıktan sonra yerel rekabet ve kamu teşvikleriyle üretim maliyetleri hızla düşürülerek küresel pazarlara sunuluyor.
Analistler, küresel rekabetin artık yalnızca teknolojiyi ilk geliştiren taraf olmakla sınırlı kalmadığını; geleceğin beklentisini satarak sermaye toplayan finansal model ile teknolojiyi kitlesel üretime dönüştüren sanayi modeli arasındaki dengenin sonucu belirleyeceğini kaydediyor.



