Kuzey Amerika’nın en prestijli sinema etkinliği olan Toronto Uluslararası Film Festivali (TIFF), 51. edisyonuyla perdelerini açtı. Yaklaşık 300 yapımın izleyiciyle ve uluslararası dağıtımcılarla buluşacağı 10 günlük maraton, aynı zamanda Akademi Ödülleri (Oscar) yarışının ilk güçlü işaret fişeği olarak kabul ediliyor. Festivalin açılışı, Oscar ödüllü “CODA” filminin yönetmeni Sian Heder’in engelli hakları aktivisti Judy Heumann’ın yaşamını konu alan “Being Heumann” adlı biyografik yapımıyla yapıldı.
Festival takviminde Cannes, Venedik ve Telluride gibi önemli festivallerden gelen iddialı projelerin yanı sıra dünya prömiyerini burada yapacak bağımsız yapımlar da dağıtımcı bulmak için kıyasıya bir yarış veriyor.
Halkın tercihi Oscar habercisi oluyor
Cannes ve Venedik gibi festivallerden farklı olarak Toronto’da büyük ödülü jüri değil, doğrudan sinemaseverler belirliyor. “Halkın Seçimi Ödülü” (People’s Choice Award), son 15 yılda neredeyse tüm kazananlarını doğrudan En İyi Film Oscar adaylığına taşıması sebebiyle sektörün en dikkatle izlediği barometrelerin başında geliyor.
Geçtiğimiz yıl bu ödülü kazanan “Hamnet” filminin yakaladığı rüzgâr, festival seyircisinin Oscar takvimini belirleme gücünü bir kez daha tescillemişti. Bu yıl da Cannes ve Venedik’te öne çıkan pek çok yapımın Toronto seçkisine dahil olması, yarıştaki rekabeti erken safhada zirveye taşıyor.
Bağımsız sinemada gişe rekoru arayışı
Festivalin endüstri ayağı, geçtiğimiz yıl 1 milyon dolar gibi mütevazı bir bütçeyle Toronto’ya gelip Focus Features tarafından 15 milyon dolara satın alınan ve küresel gişede 512 milyon dolar hasılat elde eden “Obsession” filminin başarısını tekrarlamayı hedefliyor. Bu tarihi ticari başarı, Toronto Film Pazarı’na olan ilgiyi katladı.
Bu yıl pazara akredite olan sektör temsilcisi sayısı 6 bini aşarken; Tim Blake Nelson ve Amanda Seyfried’ın başrollerini paylaştığı hapishane draması “The Life and Deaths of Wilson Shedd”, Cynthia Erivo’lu “Prima Facie” ve Zack Snyder’ın “The Last Photograph” isimli yeni projesi en çok merak edilen satış vitrinleri arasında yer alıyor.
Arap sineması ve Gazze’den gelen ilk uzun metraj
Festival programında dikkat çeken dört Arap yapımı, izleyicilere bölgesel hafıza ve güncel sosyopolitik meselelere dair çarpıcı pencereler sunuyor:
- Conversation with the Sea (Denizle Sohbet): Filistinli yönetmen Muayad Alayan imzalı yapım, Kudüslü bir babanın hukuk mücadelesini konu ediniyor.
- Thirteen in Gaza (Gazze’de On Üç): Yönetmen Hüsam Ebu Dan’ın tamamını abluka altındaki bölgede çektiği yapım, son 12 yılda Gazze’de üretilen ilk uzun metrajlı kurmaca film olma özelliğini taşıyor.
- Furies (Öfkeler): Lübnanlı yönetmen Rami Kodeih’in Venedik sonrası Toronto’ya taşınan Lübnan-Brezilya ortak yapımı.
- The Daughters of Abraham (İbrahim’in Kızları): Fas asıllı Fransız yönetmen Hanae El Yousfi’nin Müslüman ve Yahudi iki genç kadının dostluğu üzerinden kimlik ve inanç dinamiklerini tartıştığı ilk uzun metrajı.
Popüler müzik belgeselleri perdeye taşındı
Festival programı yalnızca prestijli dramalarla sınırlı kalmayıp müzik dünyasının küresel ikonlarını da beyaz perdeye taşıyor. K-pop grubu Blackpink üyesi Lisa’nın solo kariyer yolculuğunu mercek altına alan “Always Lalisa” belgeseli, festivalin en çok ilgi çeken popüler gösterimleri arasında bulunuyor.
Ayrıca rock grubu The Pretenders’ın kurucusu Chrissie Hynde’ın kariyerini anlatan belgesel ile rock grubu Rush’ın efsanevi davulcusu merhum Neil Peart’ın anısına hazırlanan “Neil Peart: No One’s Disciple” gibi yapımlar da müzikseverleri salonlara çekmeye hazırlanıyor.

















