Uzun yıllar boyunca ek gelir arayışı; birikimleri artırma, tatil masraflarını karşılama veya yatırım yapma gibi refah artırıcı hedeflerle ilişkilendirildi. Ancak son yıllarda tırmanan yaşam maliyetleri, reel ücretlerdeki erime ve iş güvencesine dair endişeler, ek gelirin tanımını değiştirdi. Günümüzde ikinci bir işte çalışmak lüks bir tercih olmaktan çıkarak; temel harcamaları karşılama, kredi kartı borçlarından kaçınma ve ana gelirin kesilme riskine karşı bir mali savunma hattı kurma yöntemine dönüştü.
Uluslararası insan kaynakları şirketi Randstad’ın 35 pazarda 27 binden fazla çalışanla gerçekleştirdiği 2026 araştırması, dönüşümün boyutlarını gözler önüne seriyor. Çalışanların yüzde 40’ı artan hayat pahalılığı nedeniyle ikinci bir işe girdiğini belirtirken, üçte birinden fazlası çalışma saatlerini uzatmayı planlıyor.
Birikimler tükeniyor ve alım gücü aşınıyor
Küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar, enerji piyasasındaki dalgalanmalar ve enflasyon birikimi, hanehalkı gelirleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, üye ülkelerin üçte birinde reel ücretler halen 2021 başındaki seviyelerin gerisinde seyrediyor. Enflasyon oranlarındaki dönemsel yavaşlamalar dahi geçmiş yıllarda gıda, barınma ve enerji fiyatlarında yaşanan birikimli artışların yarattığı tahribatı telafi etmeye yetmiyor.
ABD’de yapılan güncel kamuoyu araştırmalarında, katılımcıların yarısından fazlası geçim şartlarının zorlaştığını ifade ederken; yüzde 40’ı rutin masraflarını karşılamak için birikimlerine dokunduğunu, yüzde 30’u ise yan işlere yöneldiğini belirtiyor. Transamerica Enstitüsü verilerine göre ise çalışanların yüzde 43’ü aylık bütçesini denkleştirmekte zorlanıyor ve acil bir durumda 1.000 dolarlık harcamayı doğrudan karşılayabilecek çalışanların oranı yüzde 40’ta kalıyor.
Tek maaşa bağımlılık mali kırılganlığı artırıyor
Ekonomistler, ek gelir arayışının temel nedenlerinden birinin “yoğunlaşma riski” olduğunu vurguluyor. Tıpkı yatırım portföylerinde olduğu gibi, bir hanenin tüm mali yapısının tek bir maaşa bağlı olması, iş kaybı durumunda nakit akışının tamamen kesilmesine yol açıyor.
OECD raporları, Avrupa’daki çalışma çağındaki hanelerin yaklaşık yüzde 17’sinin hem düzensiz gelire sahip olduğunu hem de üç ay yetecek kadar likit birikimi bulunmadığını gösteriyor. Orta gelir grubundaki hanelerin yaklaşık yarısı, düşük gelirlilerin ise üçte ikisi beklenmedik bir iş kaybı anında yoksulluk sınırının altına inme riski taşıyor. Bu durum, aileleri eşlerin çalışma hayatına katılımını artırmaya veya serbest zamanlı (freelance) projelere yönelmeye itiyor.
Orta sınıf çalışanlar da ek işe yöneliyor
Çoklu iş sahipliği artık yalnızca düşük gelirli gruplarla sınırlı kalmıyor. ABD Merkez Bankası (Fed) Richmond Şubesi’nin analizine göre, yıllık geliri 50 bin ila 150 bin dolar arasında değişen orta sınıf hanelerde birden fazla işte çalışanların oranı son yıllarda belirgin bir artış gösterdi. Uzmanlar, platform ekonomisi ve serbest zamanlı dijital işlerin resmi istatistiklere tam yansımaması sebebiyle tablonun tahmin edilenden daha yaygın olabileceğini belirtiyor.
İkinci iş acil durum fonunun yerini tutabilir mi?
Ekonomist Muhammed en-Nuveyle, ikinci bir işin nakit akışı sağladığını ancak tek başına bir acil durum fonunun yerini tutamayacağını hatırlatıyor. Uzmanlar, her iki işin de aynı sektörde olması durumunda yaşanacak bir krizin her iki geliri birden yok edebileceği, aşırı çalışma saatlerinin ise tükenmişliğe yol açarak ana işi tehlikeye atabileceği uyarısında bulunuyor. Sürdürülebilir bir mali güvence için sabit borçların sınırlandırılması, nakit birikim oluşturulması ve gelir kaynaklarının dengeli biçimde çeşitlendirilmesi tavsiye ediliyor.

















