Amerikalı gazeteci ve yazar Thomas Friedman, The New York Times’ta yayımlanan kapsamlı analizinde, yapay zeka çağının Amerika Birleşik Devletleri ile Çin arasındaki güç dengesini kökten değiştirdiğini belirtti. Çin’in Pekin, Şiongan, Hangcou, Ningbo ve Şınrın gibi kritik teknoloji ve sanayi merkezlerine yaptığı 9 günlük ziyaretin ardından izlenimlerini paylaşan Friedman, yapay zekanın iki süper gücü ekonomik alanda kıyasıya bir rekabete iterken, güvenlik riskleri karşısında ise stratejik bir iş birliğine mecbur bıraktığını vurguladı.
Yapay zekanın yalnızca bir yazılım yarışı olmadığını ifade eden yazar, artık nükleer silahlara benzer biçimde otonom hareket edebilen, kendini geliştiren ve küçük grupların veya bireylerin elinde yıkıcı tehditlere dönüşebilen siber silahlar ile insansız hava araçlarının iki ülkeyi de tehdit ettiğini kaydetti.
Güvenlikte mecburi ortaklık ve 2027 beklentisi
Friedman, otonom yapay zeka modellerinin insan kontrolünden çıkma riskinin her geçen gün arttığına dikkat çekerek, tarafların 2027 yılı itibarıyla ortak regülasyonlar ve uluslararası güvenlik protokolleri geliştirmek zorunda kalacağını öngörüyor. Yaşanabilecek küresel ölçekli büyük bir yapay zeka krizinin, iki ülkenin ideolojik ayrılıkları bir kenara bırakarak ortak hareket etmesini tetikleyebileceği belirtiliyor.
Fabrikalara inen yapay zeka ve Çin modeli
Ekonomik ve ticari cephede ise tablonun tamamen farklı bir yöne evrildiğine işaret eden Friedman, Çin’in devasa sanayi altyapısı ve entegre tedarik zincirleri sayesinde teknolojiyi hızla üretim gücüne dönüştürdüğünü vurguladı. ABD merkezli teknoloji devleri milyarlarca dolar harcayarak devasa dil modelleri geliştirirken, Çinli şirketlerin daha düşük maliyetli ve doğrudan üretime yönelik “yeterince iyi” modeller geliştirmeye odaklandığını belirtti.
Bu pratik yaklaşımın elektrikli araçlar, robotik sistemler, akıllı telefonlar ve çelik sanayisinde Çin’e ezici bir üstünlük sağladığını belirten yazar, Çin robotik teknolojisinin gelişim hızına çarpıcı bir örnek verdi. Bir Çin insansı robotunun 21 kilometrelik yarı maraton parkurunu tamamlama süresini bir yıl içinde 2 saat 40 dakikadan 50 dakika 26 saniyeye indirerek dünya insan rekorunu kırdığını aktardı.
Ticaret fazlası, nadir elementler ve üretim baskısı
Dünyadaki toplam sanayi üretiminin yaklaşık üçte birini tek başına gerçekleştiren Çin’in, 2025 yılında 1,19 trilyon dolar ticaret fazlası verdiğini, bu rakamın 2026’da 1,3 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini kaydeden Friedman, şu analizlerde bulundu:
- Pazarları ucuz ürünle doldurma riski: İç piyasadaki gayrimenkul krizinin tüketimi düşürmesi sebebiyle Pekin’in ihracata ve üretime ağırlık verdiği, yapay zekanın sağladığı maliyet avantajıyla Batı pazarlarını ucuz ürünle doldurabileceği ifade ediliyor.
- Kritik hammadde tekelinde 10 yıllık gecikme: Çiplerden bataryalara, askeri donanımlardan robotlara kadar hayati öneme sahip nadir toprak elementleri tedarikinde Çin’in kontrol sahibi olduğu; ABD ve Avrupa’nın bu alanda alternatif oluşturmasının en az 5 ila 10 yıl alacağı vurgulanıyor.
Washington’a strateji ve yönetim eleştirisi
Çin’in uzun vadeli planlama disipliniyle hareket ettiğini ancak otoriter yapısı ve iç tüketim zayıflığı gibi yapısal sorunlar barındırdığını söyleyen Friedman, ABD’nin ise güçlü kurumlarına rağmen bilimsel araştırma yatırımlarının azalması, temiz enerji politikalarındaki zikzaklar ve günübirlik siyaset yüzünden kendi potansiyelini harcadığını savundu.
ABD’nin Çin ile rekabet edebilmesinin yolunun gümrük vergileri veya sert söylemlerden değil, sanayi üretimini canlandırmaktan, inovasyonu teşvik etmekten ve küresel yetenekleri çekmekten geçtiğini belirten Friedman, “Amerika’yı yeniden harika yapmak” sloganına atıfta bulunarak bunun ancak uzun vadeli planlama yapmayı ve yönetmeyi bilen kadroların iş başına gelmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.















