Dünya genelinde her yıl ekim ayı, meme kanserinde erken teşhisin ve farkındalığın simgesi olan pembe renge bürünüyor. İlk olarak 1985 yılında Amerikan Kanser Derneği öncülüğünde mamografi ve erken taramaları teşvik etmek amacıyla bir haftalık bir kampanya olarak başlatılan girişim, günümüzde milyonlarca kadına ulaşan küresel bir farkındalık hareketine dönüşmüş durumda. Kampanyanın evrensel sembolü olan pembe kurdele ise erken tanının tedavi başarısı üzerindeki belirleyici gücünü temsil ediyor.
Yılda 2,4 milyon yeni vaka teşhis ediliyor
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) güncel küresel verileri, meme kanserinin kadın sağlığını tehdit eden en yaygın hastalık olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Rapora göre 186 ülkenin 164’ünde kadınlarda en sık teşhis edilen kanser türü olan meme kanseri, yıllık 2,4 milyon yeni vakaya ve 694 bin can kaybına yol açıyor.
Bununla birlikte, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sağlık hizmetlerine erişim farkı hayatta kalma oranlarına da yansıyor. Teşhis konulan her 100 kadından yüksek gelirli ülkelerde ortalama 87’si beş yıl sonra yaşamını sürdürürken, bu oran düşük gelirli ülkelerde 42’ye kadar geriliyor. Küresel ortalama ise yüzde 78 bandında seyrediyor.
Aile öyküsü tek başına belirleyici değil
Meme kanserine ilişkin en yaygın yanılgılardan biri, hastalığın yalnızca genetik geçmişi bulunan bireylerde ortaya çıkacağı inancı. DSÖ verileri, teşhis konulan kadınların yaklaşık yüzde 80’inin belirgin bir aile öyküsü veya değiştirilebilir spesifik risk faktörü taşımadığını, kadın olmak ve yaş faktörünün tek başına zemin hazırlayabildiğini gösteriyor.
Bunun yanı sıra obezite, alkol ve tütün kullanımı, ileri yaşta doğum veya doğum yapmamış olmak, hareketsiz yaşam ve menopoz sonrası kontrolsüz hormon tedavileri risk artıran unsurlar arasında yer alıyor.
Erken evrede yakalanan vakalarda tam iyileşme şansı
ABD Ulusal Kanser Enstitüsü (SEER) verilerine göre, hastalığın teşhis edildiği evre sağkalım başarısını doğrudan etkiliyor:
- Lokalize evre: Kanser henüz meme dokusu dışına yayılmadan tespit edildiğinde, beş yıllık göreceli sağkalım oranı yüzde 100 seviyesinde gerçekleşiyor.
- Bölgesel yayılım: Tümörün yakın lenf bezlerine veya dokulara sıçradığı evrede sağkalım oranı yüzde 87,5’e iniyor.
- Uzak metastaz: Hastalığın uzak organlara yayıldığı ileri evrelerde ise bu oran yüzde 33,8 seviyesine geriliyor.
Kişiselleştirilmiş tedavi ve biyolojik belirteçler
Modern tıptaki gelişmeler, meme kanseri tedavisinin her hasta için farklı planlanmasını sağlıyor. Biyopsi örneklerinde incelenen östrojen, progesteron hormon reseptörleri ile HER2 protein varlığı; hastaya hormonoterapi, akıllı ilaçlar (hedefe yönelik tedaviler), immünoterapi veya kemoterapiden hangisinin uygulanacağını belirliyor.
Tümörün boyutuna göre kimi zaman ameliyat öncesinde kitleyi küçültmek amacıyla ilaç tedavisi (neoadjuvan) uygulanırken, kimi zaman da öncelik cerrahi müdahaleye veriliyor. Doğurganlık çağındaki kadınlarda ise tedavi öncesinde yumurta dondurma gibi üreme sağlığını koruyucu yöntemler ele alınıyor.
Uzmanlar, kadınların rutin taramalarını aksatmaması, memede ele gelen kitle, şekil bozukluğu, ciltte çekinti veya meme ucundan akıntı gibi olağan dışı belirtilerde vakit kaybetmeden hekime başvurması gerektiğinin altını çiziyor.

















