Bilim dünyası, kızıl saç rengine sahip bireylerin neden tarih boyunca varlığını sürdürdüğünü anlamaya çalışıyordu. Uzun süre boyunca, kızıl saça rengini veren “feomelanin” adlı pigmentin, UV radyasyonuna maruz kalmadan bile cilt kanseri riskini artırdığı düşünülüyordu. Bu durum, pigmentin evrimsel süreçte nasıl elenmeden bugüne geldiğini büyük bir gizem haline getirmişti.
Ancak PNAS Nexus adlı akademik dergide yayımlanan yeni bir çalışma, feomelanin üretiminin aslında vücut için hayati bir “koruyucu mekanizma” işlevi gördüğünü kanıtladı. Araştırmacılar, bu pigmentin fizyolojik rolünü ilk kez deneysel olarak ortaya koyduklarını belirtti.
Hücreleri koruyan pigment: Feomelanin
Proteinlerin temel yapı taşı olan sistein, vücut için elzem bir bileşendir. Ancak hücre içindeki seviyesinin belirli bir toksisite eşiğinin altında tutulması gerekir. Aksi takdirde aşırı sistein birikimi, hücreler için ölümcül sonuçlar doğurabilen ciddi hasarlara yol açar.
Yapılan araştırmalar, kızıl saç rengini ve kuşların tüylerindeki turuncu tonları sağlayan feomelanin üretiminin, hücrelerdeki fazla sisteini tüketerek etkisiz hale getirdiğini gösterdi. Bir başka deyişle, bu pigment üretimi vücut için bir “sistein temizleyicisi” görevi görerek hücresel homeostazı koruyor.
Zebra ispinozları üzerinde yapılan çalışma
Bilim insanları bu hipotezi test etmek için 65 yetişkin zebra ispinozu üzerinde bir deney gerçekleştirdi. Deney kapsamında:
-
Kuşlar, tedavi ve kontrol gruplarına ayrıldı.
-
Tedavi grubundaki erkek kuşlara, feomelanin sentezini engelleyen “ML349” adlı özel bir molekül verildi.
-
Hem sistein hem de bu inhibitörü alan kuşlarda, sadece sistein verilenlere kıyasla çok daha ciddi hücre hasarı gözlemlendi.
Bu bulgular, feomelanin sentezinin, fazla sisteini keratinli yapılara (tüy gibi) taşıyıp depolayarak hücresel hasarı engellediğini kanıtlıyor.
Araştırmacılar, bu yeni bulguların kızıl saçlı bireylerin neden melanom riskine rağmen genetik olarak varlıklarını koruduklarına dair önemli ipuçları sunduğunu belirtiyor. Çalışma, aynı zamanda çevresel faktörlerin sistein seviyeleri üzerindeki etkisini anlamak adına melanom riskiyle ilgili daha derin bir bakış açısı sağlıyor.



