Amerikalı gazeteci ve yazar Thomas Friedman, The New York Times gazetesinde kaleme aldığı analiz yazısında ABD Başkanı Donald Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i sert bir dille eleştirdi. Friedman, her üç liderin de ortak noktasının “en akıllı kendilerinin olduğunu düşünme kibri” olduğunu vurgulayarak, bu durumun ülkelerini çıkışı son derece zor ve karmaşık savaşlara sürüklediğini belirtti.
Analizde, liderlerin etraflarını gerçekçi değerlendirmeler yapan uzmanlar yerine sadece duymak istediklerini söyleyen danışmanlarla doldurdukları, bu yüzden kendi güçlerini abartıp rakiplerini hafife aldıkları ifade edildi.
Netanyahu’nun İran ve bölge hesaplarındaki çöküş
Friedman, eleştirilerinin odağına Binyamin Netanyahu’nun İran stratejisini koydu. İsrail Başbakanı’nın askeri darbelerle İran rejimini devirebileceğini ve rejim sonrası Tahran’da yeni bir yönetimi bizzat tasarlayabileceğini varsayarak büyük bir stratejik hataya düştüğünü belirtti.
İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın karmaşık suikastlar ve sızma operasyonları gerçekleştirebildiğini ancak hedef ülkelerdeki sosyo-politik dinamikleri okumakta yetersiz kaldığını vurgulayan Friedman, şu noktalara dikkat çekti:
-
Muhaliflere Aşırı Güven: İstihbaratın rejim karşıtı muhaliflere dayanması, sistemin kırılganlığının abartılmasına yol açtı.
-
Ahmadinejad Senaryosu: NYT’nin elde ettiği bilgilere göre Mossad’ın, rejimin düşmesi sonrası eski Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmadinejad’ı yönetime getirme yönündeki planı, İran tarihinin ve toplumunun ne kadar yanlış okunduğunu kanıtlıyor.
-
Siyasi Kazanımsızlık: Netanyahu; Hamas, Hizbullah ve İran’a karşı elde ettiği askeri başarıları kalıcı bir barışa dönüştürmek yerine Gazze ve Batı Şeria’da kontrolü genişletmeyi seçti; bu da Batılı müttefikleriyle ilişkilerine ve Suudi Arabistan ile normalleşme sürecine zarar verdi.
Trump ve ABD’nin zayıflayan küresel konumu
Donald Trump’ın da benzer bir yanılgıya düşerek askeri güçle rejim değişikliği yapılabileceğine ikna olduğunu belirtilen analizde, ABD’nin uluslararası bir koalisyon veya savaş sonrası siyasi bir plan olmaksızın İran’la çatışmaya girdiği vurgulandı.
Bu durumun Washington’ın küresel konumunu zayıflattığını belirten yazar, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferi tehdit etmek ve Körfez’deki ABD müttefiklerini hedef almak gibi düşük maliyetli baskı araçlarını kullanmasına fırsat tanındığını ifade etti.
Putin’in Ukrayna yanılgısı
Friedman, Rusya lideri Vladimir Putin’in Ukrayna işgalinde düştüğü hatayı da aynı kibre bağladı. Putin’in “Ruslar ve Ukraynalılar tek bir halktır” inancıyla birliklerinin “kurtarıcı” olarak karşılanacağını ve Kiev hükümetinin hızla çökeceğini varsaydığını belirten yazar, Rus istihbaratının da sahayı doğru okumak yerine Moskova’nın duymak istediği senaryoları raporladığını kaydetti.
“Bu liderlerin tamamı kendi güçlerini abartıp rakiplerini hafife aldı. Sonuçta hepsi kendilerini müzakere masası dışında çözümü olmayan tıkanmış çatışmaların içinde buldu.”
İran’ın iç kırılganlığı ve savaşların sonu
İran rejiminin de kendi halkını baskı altına alarak ve kaynaklarını kalkınma yerine dış çatışmalara harcayarak krizde büyük sorumluluk taşıdığına değinen Friedman, Tahran için en büyük hayati tehdidin askeri saldırılardan ziyade derinleşen su krizi ve çevre felaketleri olduğuna dikkat çekti.
Yazısının sonunda Friedman, tarafların hiçbirinin sonsuza kadar savaşamayacağını, bu nedenle tüm bu çatışmaların eninde sonunda müzakere masasında biteceğini vurguladı. Asıl sorunun “müzakerelerin yapılıp yapılmayacağı” değil, liderlerin askeri kumarlarının başarısızlığını ne zaman kabul edip siyasi bir çıkış yolu arayacakları olduğunu ifade etti.



