Gökbilimcilerin onlarca yıldır en ince ayrıntısına kadar incelediği uzayın derinliklerinde, alışılagelmiş teorileri zorlayan bir keşfe imza atıldı. James Webb Uzay Teleskobu (JWST), arkasında görünür hiçbir gök cismi bulunmayan gizemli bir ışık sinyali tespit etti. Sinyalin yakalandığı nokta; daha önce binlerce galaksinin haritalandırıldığı, evrenin bugüne kadar en çok fotoğraflanan ve incelenen sahalarından biri olan “Hubble Ultra Derin Alanı” (Hubble Ultra Deep Field) içerisinde yer alıyor.
Araştırmacılar, bu durumun ışığın mutlak bir boşluktan geldiği anlamına gelmediğini, kaynağın mevcut görüntüleme teknolojilerinin doğrudan yakalayamayacağı kadar sönük bir gök cismi olabileceğini belirtiyor. Minnesota Üniversitesi’nden astrofizikçi Mason Huberty liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibinin imza attığı çalışma, saygın bilim yayını The Astrophysical Journal‘da yayımlandı.
Alışılmışın dışında bir gözlem yöntemi kullanıldı
Araştırma ekibi, James Webb Teleskobu’nun bünyesinde yer alan Yakın Kızılötesi Spektrografı’nı (NIRSpec) standart dışı bir yöntemle kullandı. Bilim insanları, teleskop donanımını önceden bilinen parlak galaksilere doğrultmak yerine, bilinen ön plan gök cisimlerinin kapakçıklarını kapatıp diğer mikro kapakçıkları açık bırakarak kör noktalarda gizlenen sinyalleri aradı.
Elde edilen spektroskopik verilerde yedi farklı ışık kaynağı yakalandı. Bu kaynaklardan altısının çok uzak galaksilerle bağlantılı olduğu tespit edilirken, yedinci kaynağın daha önce çekilen hiçbir derin uzay görüntüsünde karşılığı bulunamadı.
88 gün arayla tekrarlandı: Dört senaryo masada
Gizemli sinyalin 1,6 mikrometre dalga boyunda tek bir emisyon çizgisi olarak belirdiği ve doğasını doğrudan ele verecek ek spektral çizgilerin bulunmadığı bildirildi. Sinyal, Ağustos ve Kasım 2023 tarihleri arasında 88 gün arayla ve iki farklı gözlem açısından tekrar tespit edildi. Bu durum, olayın cihazdaki anlık bir parazit veya sensör hatası olma ihtimalini neredeyse tamamen ortadan kaldırıyor.
Bilim insanları bu sinyalin kökenine dair dört farklı senaryo üzerinde duruyor:
- Evrenin ilk dönemlerine ait son derece uzak bir galaksi
- Işığı tespit edilemeyecek kadar sönük yakın bir cüce galaksi
- Beklenmedik bir yıldız patlaması (süpernova)
- Bir yıldızı yutan dev kütleli kara delik
Ancak her bir senaryo çözümsüz çelişkiler barındırıyor; zira bazı açıklamalar gözlemlenmeyen ek spektral çizgiler gerektirirken, bazıları ise kaynağın son derece hassas derin uzay fotoğraflarında neden hiçbir iz bırakmadığını açıklayamıyor. Evrenin genişlemesi ışığın dalga boylarını uzattığı için, tek bir spektral çizgi üzerinden kesin bir mesafe tahmini yapılamıyor.
Görünmeyen gök cisimlerini keşfetmek için yeni kapı
Elde edilen bulgu, uzay araştırmalarında kullanılan geleneksel yöntemlerin sınırlarını da gözler önüne seriyor. Standart optik fotoğraflarda tamamen karanlık görünen noktaların, ışık dalga boylarına ayrıştırıldığında çok net izler bırakabileceğini kanıtlayan bu teknik, evrenin karanlık köşelerindeki bilinmeyen yapıları keşfetmek için yeni bir pencere aralıyor.
Gizemli ışığın geçici bir parlama mı yoksa sıra dışı özelliklere sahip çok uzak bir gök cismi mi olduğunu kesinleştirmek için daha derin spektroskopik gözlemler yapılması planlanıyor. Bilim dünyası, evrenin en çok fotoğraflanan bölgesinin dahi hâlâ büyük sürprizler barındırdığı görüşünde birleşiyor.

















