İslamabad’da yürütülen diplomatik temaslar, savaşın sonlandırılması için kritik bir eşiğe geldi. Ancak müzakereler, teknik bir detaydan ziyade jeopolitik bir varoluş mücadelesine dönüşen “uranyum zenginleştirme moratoryumu” maddesi nedeniyle tıkanmış durumda. ABD, İran’ın nükleer silah kapasitesini bir nesil boyunca devre dışı bırakmak isterken, İran bu süreci ulusal bağımsızlığına bir darbe olarak nitelendiriyor.
Nükleer Silah ve Enerji Arasındaki İnce Çizgi
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) standartlarına göre uranyum zenginleştirme seviyeleri, nükleer programın amacını belirliyor:
Sivil Enerji: Yüzde 20’nin altındaki zenginleştirme barışçıl amaçlı kabul ediliyor.
Yüksek Zenginleştirme: Yüzde 20 ve üzeri riskli bölgeye giriş anlamına geliyor.
Silah Sınıfı: Nükleer bomba üretimi için uranyumun yüzde 90 saflığa ulaşması gerekiyor.
İran’ın halihazırda elinde bulunan yüzde 60 saflıktaki yaklaşık 440 kg uranyum, uzmanlara göre teorik olarak 10’dan fazla nükleer başlık üretmeye yetecek potansiyele sahip.
Tesislerin Durumu ve Stratejik Stoklar
İran’ın nükleer programının kalbi sayılan İsfahan, Natanz ve Fordow tesisleri, 2025 ve 2026 yıllarındaki askeri operasyonlarda ağır darbe aldı. Ancak bu tesislerin enkazı altındaki zenginleştirilmiş stokların güvenliği ve mevcut durumu, barış anlaşmasının önündeki en büyük bilinmezlerden biri olarak kalmaya devam ediyor.
2015 Anlaşmasından Bugüne Ne Değişti?
2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma (JCPOA), İran’ın zenginleştirme oranını yüzde 3,67 ile sınırlamıştı. Donald Trump’ın 2018’de ABD’yi anlaşmadan çekmesiyle çöken bu süreç, bugün çok daha sert şartlarla masada:
ABD’nin Hedefi: 20 yıllık bir yasakla İran’ın kapasitesini tamamen sıfırlamak ve bu başarıyı bir iç siyasi zafer olarak kullanmak.
İran’ın Tutumu: En fazla 5 yıllık bir kısıtlamayı kabul ederek nükleer haklarını ve ulusal egemenliğini korumak.
Uzmanlar, taraflar arasındaki 15 yıllık farkın aslında teknik bir zorunluluktan değil, savaşın ardından kurulacak yeni bölgesel düzende kimin “üstün” tarafta yer alacağını belirleyecek bir psikolojik sınır olduğunu belirtiyor.

