New York eyaletinde tıbbi gözetim altında ölüme yardımcı olma uygulamasının yasallaşması, tıp dünyasında derin tartışmalara yol açan sıra dışı bir sağlık girişimini doğurdu. Palyatif bakım uzmanları, doktorlar, hemşireler ve psikologlardan oluşan bir heyet, tedavisi mümkün olmayan ölümcül hastaların hayatlarını kendi iradeleriyle ve kontrollü bir şekilde sonlandırmalarına destek sağlamak amacıyla “Quiĕtus” adlı özel bir oluşum kurdu.
The New York Times’ta Emma Goldberg imzasıyla yer alan haber, modern tıbbın sınırlarını ve hekimlik mesleğinin temel etik kodlarını yeniden gündeme taşıdı. Oluşum; hastalara tıbbi ve psikolojik değerlendirme, yasal onay süreçlerinin takibi, gerekli reçeteli ilaçların temini ve ailelere yönelik psikososyal destek hizmetlerini kapsayan paket bir program sunuyor.
Girişimin doğuşu ve 12 bin dolarlık maliyet
Projenin fikri temelleri, palyatif bakım uzmanı Dr. Tara Shapiro’nun dejeneratif bir kas hastalığına yakalanan ve yaşamına son vermek isteyen kayınvalidesine Vermont eyaletinde yardımcı olmasıyla atıldı. Bu deneyimin ardından “hekimin görevi sadece yaşamı uzatmak mıdır, yoksa kaçınılmaz sona yaklaşan hastanın acısını dindirmek de bu sorumluluğa dahil edilebilir mi?” sorusuna yanıt arayan Shapiro, New York’taki yasal düzenlemenin ardından ekibiyle harekete geçti.
Yaklaşık 12 bin dolarlık bir hizmet bedeli belirleyen kurum, ödeme gücü bulunmayan hastalara da mali imkan yaratmayı taahhüt ediyor. Ancak sürecin operasyonel zorlukları dikkat çekiyor. Ölümcül dozdaki ilaçları hazırlamayı kabul eden eczanelerin bulunması, lojistik sevkiyatın gizliliği, sigorta şirketleriyle yaşanan anlaşmazlıklar ve meslektaş baskısı, girişimin karşılaştığı başlıca engeller arasında yer alıyor.
Gece yarısı nöbeti ve mesleki tükenmişlik tartışması
Quietus ekibi içindeki toplantılar, tıbbi ölümün lojistiğinde derin görüş ayrılıklarını ortaya çıkarıyor. Oluşumun lideri Daniel Cogan, hastanın gece yarısı dayanılmaz ağrılar yaşaması durumunda ekibin 7/24 sahada olması gerektiğini savunurken; Dr. Cristian Zanartu ise kesintisiz acil servis benzeri bir modelin hekimlerde ağır zihinsel ve fiziksel tükenmişliğe yol açacağını, hizmete net mesai sınırları çizilmesi gerektiğini öne sürüyor.
Ayrıca olası aile içi miras ve vesayet kavgalarının gölgesinde ev ziyaretlerinin nasıl yapılacağı ile hastaya son anlarında refakat edecek “ölüm doulası” (ölüm eşlikçisi) görevlendirilip görevlendirilmeyeceği konuları tartışılıyor.
Tıp etiği ikiye bölündü: Şefkat mi, ilkelerin çiğnenmesi mi?
Girişim, Amerikan tıp camiasındaki köklü bir çelişkiyi de görünür kıldı. Anketlerde hekimlerin önemli bir kısmı tıbbi yardımlı ölümü yasal bir hak olarak desteklese de pratikte sürece dahil olmayı reddediyor. Geleneksel tıp etiği savunucuları, Hipokrat Yemini’nin temelini oluşturan “önce zarar verme” ilkesinin ve hekimin yaşamı koruma misyonunun bu tür uygulamalarla zedeleneceğini savunuyor.
Quietus kurucuları ise ölüm sürecine giren bir hastanın ızdırabını dindirmenin palyatif bakımın doğal bir uzantısı olduğunu öne sürüyor. New York’ta başlayan bu model, yaşam destek üniteleri ve ileri teknolojilerle insan ömrünün uzatılabildiği bir çağda, “onurlu bir ölüm” kavramının nerede başlayıp nerede bittiği sorusunu kliniklerin ve ailelerin merkezine yerleştiriyor.

















