Galler Prensesi Diana’nın 1997 yılında Paris’te gerçekleşen trajik ölümünün üzerinden yaklaşık otuz yıl geçmesine rağmen, kraliyet koridorlarındaki yankıları sürüyor. Prenses Diana’nın kardeşi Kont Charles Spencer’ın kaleme aldığı “Kuğu Şarkısı: Diana, Kız Kardeşim” (A Swan Song: Diana, My Sister) adlı anı kitabı, Spencer ailesi ile Windsor Hanedanı arasında yıllardır kapalı kapılar ardında süren gerilimi yeniden gün yüzüne çıkardı.
Spencer’ın kitapta yer verdiği çarpıcı iddialar, Buckingham Sarayı’nın alışılagelmiş sessizliğini bozarak dikkatle kurgulanmış, sert bir yanıt vermesine neden oldu. Saray kaynakları, derin kayıpların ve kardeş yasının yıllar sonra hafıza ve muhakeme yeteneğini etkileyebileceğini vurgulayarak iddiaları dolaylı biçimde yalanladı.
“Piyango kazanmış gibiydi” iddiası ve cenaze krizi
Kont Spencer’ın kitabında en çok dikkat çeken bölümlerden biri, Diana’nın ölüm haberinin alındığı ilk anlara ilişkin tanıklıkları oldu. Spencer, o dönem Galler Prensi olan Kral Charles’ın, eski eşinin vefat ettiği sabah “piyango kazanmış gibi aşırı neşeli” göründüğünü ileri sürdü. Bu iddia, Charles’ın trajik olayı Camilla Parker Bowles ile evliliğe giden yolda bir fırsat olarak gördüğü imasını taşıyor. Ayrıca Spencer, Kral Charles’ın kendisine daha sonra “Merak etme, onu yeterince çabuk unutacağız” dediğini öne sürdü.
Küçük prenslerin yürüyüşü: “Tamamen barbarca”
Kitapta ele alınan bir diğer önemli başlık ise o dönem 15 ve 12 yaşlarında olan Prens William ile Prens Harry’nin annelerinin cenaze kortejinde yürütülmesi oldu. Kont Spencer, bu plana en başından beri karşı çıktığını ve çocukların kortejde yürütülmesini “tamamen barbarca” bulduğunu belirtti. Kral Charles’ın ise 1979 yılında amcası Lord Mountbatten’ın cenazesinde yürüme deneyimini emsal göstererek oğullarının kortejde yer almasını savunduğu biliniyor.
Spencer ayrıca saray çalışanlarının bir kısmının Diana’nın ölümünün ardından belirgin bir rahatlama, hatta memnuniyet duyduğunu ve ailenin cenaze planlamasındaki taleplerinin (örneğin Mozart’ın Requiem’inin çalınması isteği) saray tarafından göz ardı edildiğini iddia etti.
Saray cephesinden yalanlama: “Kral büyük bir yas içindeydi”
Kitaptaki iddialara kraliyet kanadından tepkiler gecikmedi. Kral Charles’ın eski İletişim Direktörü Julian Payne, İngiliz basınına yaptığı açıklamada, Spencer’ın çizdiği portrenin Kral Charles ile uzaktan yakından örtüşmediğini ifade etti. Payne, o günlerde Charles’ın Diana’nın hatırasına saygı gösterilmesi konusunda son derece kararlı olduğunu ve çalışanların Diana aleyhinde konuşmasına asla müsamaha göstermediğini vurguladı.
Kral’a yakın kaynaklar da “Onu yakında unutacağız” şeklindeki bir cümlenin Kral Charles’ın üslubu ve kişiliğiyle bağdaşmadığını, o süreçte Kral’ın büyük bir şok ve keder içinde olduğunu belirtti. Kaynaklar, geleneklerin dışına çıkılarak Diana için kraliyet standartlarında bir cenaze töreni düzenlenmesini ve naaşın Paris’ten Londra’ya kraliyet sancağı ile getirilmesini sağlayan kişinin bizzat Kral Charles olduğunu hatırlattı.
Diana’nın ölüm haftasında bayrakların yarıya indirilmesi, kraliçenin Londra’ya dönüşü ve kortej düzeni gibi tartışmalar modern monarşinin en sancılı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti. Spencer’ın 29 yıl sonra yayımladığı anılar ise kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı: Bu tür açıklamalar geçmişin üzerindeki sis perdesini mi aralıyor, yoksa geride kalanların ve özellikle iki prensin kapanmayan yaralarını yeniden mi kanatıyor?

















