ABD’nin Kaliforniya eyaletine bağlı San Francisco Körfez Bölgesi’nde (Bay Area) sismologlar için soru işaretinin artık “deprem olup olmayacağı” değil, “ne zaman olacağı” olduğu belirtiliyor. ABD Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) bünyesindeki bilim insanları, 12 yıl önce bölgede 6,7 veya üzeri büyüklükte yıkıcı bir deprem gerçekleşme olasılığını önümüzdeki 30 yıllık dönem için yüzde 72 olarak hesaplamıştı. Yapılan son sismik modelleme güncellemelerinde bu oran yüzde 74,1 seviyesine yükseltildi.
Yoğun nüfuslu körfez bölgesinde binalara, köprülere, kara yollarına ve kritik enerji altyapısına ağır hasar verme potansiyeli taşıyan risk artışı, fay hatları üzerinde uzun yıllardır büyük bir kırılmanın yaşanmaması ve tektonik stres birikiminin aralıksız sürmesinden kaynaklanıyor. Bölgeyi vuran son büyük sarsıntı olan 1994 tarihli 6,7 büyüklüğündeki Northridge depremi, en az 57 kişinin hayatını kaybetmesine ve doğrudan/dolaylı toplam 60 milyar dolarlık faturayla ABD tarihinin en maliyetli deprem felaketine yol açmıştı.
UCERF3 modeli güncellendi: Hayward ve San Andreas’ta stres tırmanıyor
Sismologlar hesaplamalarında, Kaliforniya fay hatlarının davranışını ve yırtılma olasılıklarını inceleyen “Üçüncü Tek Tip Kaliforniya Deprem Yırtılma Tahmini” (UCERF3) modelini kullandı. Modelin başlangıç noktasının 2026 yılına çekilmesiyle birlikte, fay segmentlerinde depremsiz geçen ilave yılların yarattığı gerilim matematiksel denkleme dahil edildi.
Körfez bölgesindeki fay hatlarında hesaplanan son risk oranları şunları ortaya koydu:
- Hayward-Rodgers Creek fay sistemi: Bölgedeki en yüksek riski taşımayı sürdüren sistemin 30 yıl içinde kırılma olasılığı yüzde 33,1’den yüzde 34,3’e yükseldi.
- San Andreas fayı: En keskin oransal sıçrama bu hatta kaydedildi. Fayın kırılma ihtimali 3,6 puanlık artışla yüzde 21,9’dan yüzde 25,5 seviyesine tırmandı.
- Calaveras fayı: Bir diğer aktif fay hattı olan Calaveras’ta büyük bir sarsıntı üretme olasılığı yüzde 25,6’dan yüzde 26,8’e çıktı.
Bilim insanları, depremlerin kesin tarih ve saatini önceden belirlemenin imkânsız olduğunu hatırlatırken; fay hatlarındaki stres birikiminin geri döndürülemez bir seviyeye ulaştığını ve bölge halkı ile yerel yönetimlerin hazırlık planlarını ivedilikle güncellemesi gerektiğini vurguluyor.

















