ABD Başkanı Donald Trump ile Küba lideri Miguel Diaz Canel arasındaki söz düellosu, dış politikada tansiyonu zirveye taşıdı. Trump’ın Florida’da yaptığı konuşmada Küba’yı “yakında yönetimi devralacakları bir yer” olarak nitelendirmesine Havana’dan yanıt gecikmedi. Küba Devlet Başkanı Canel, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, “Ne kadar güçlü olursa olsun, hiçbir saldırgan Küba’da teslimiyet bulamayacak” ifadelerini kullanarak Washington’a meydan okudu.
“Vahşi bir kriminal eylem”
ABD’nin Küba’ya yönelik askeri müdahale tehditlerini “tehlikeli ve benzeri görülmemiş” olarak tanımlayan Canel, uluslararası toplumu bu duruma karşı sessiz kalmamaya çağırdı. Küba lideri, Beyaz Saray’ın politikasını “intikam ve hegemonya hırsıyla dolu, küçük ama nüfuzlu bir grubun çıkarlarına hizmet eden vahşi bir kriminal eylem” olarak niteledi. Canel, Küba halkının bağımsızlığını korumak adına her türlü bedeli ödemeye hazır olduğunun altını çizdi.
Arka plan: Enerji ablukası ve yaptırımlar
İki ülke arasındaki gerilim, 2026 yılı başından itibaren Washington’ın Küba’ya yönelik “petrol ablukasını” sıkılaştırmasıyla tırmanışa geçti. Ocak ayında Trump yönetimi tarafından “olağanüstü tehdit” ilan edilen Küba, Venezuela’dan gelen yakıt desteğinin kesilmesi ve Meksika üzerindeki baskılar nedeniyle tarihinin en büyük enerji krizlerinden birini yaşıyor. Analistler, Trump’ın “yönetimi devralma” söyleminin, adadaki ekonomik çöküşü hızlandırarak bir rejim değişikliği zemini hazırlama stratejisinin parçası olduğunu değerlendiriyor. Havana ise bu baskılara karşı askeri teyakkuz ve toplumsal direniş mesajıyla karşılık veriyor.

