İskoçya’daki tarihi Stirling Kalesi’nin kraliyet şapeli altında 1997 yılında gün yüzüne çıkarılan bir insan iskeleti, çeyrek asrı aşkın bir sürenin ardından modern adli antropoloji teknikleri sayesinde aydınlatıldı. Arkeologların “İskelet 150” adını verdiği 20’li yaşlardaki bir erkeğe ait kalıntılarda tespit edilen 167 ayrı kemik kırığı, Orta Çağ’ın en dehşet verici kuşatma ölümlerinden birini ortaya koydu.
Araştırmacılar, bu bulguların bir insanın devasa bir mancınık (kuşatma makinesi) mermisinin doğrudan isabet etmesiyle hayatını kaybettiğini gösteren tarihteki en eski arkeolojik kanıt olabileceğini belirtiyor.
167 kırığın anatomisi: Trafik kazası şiddetinde darbe
Biyolojik antropolog Jo Buckberry ve ekibi tarafından mikrotomografi ve 3 boyutlu lazer tarama teknolojileri kullanılarak yapılan ayrıntılı incelemeler, kırıkların ölüm anında (perimortem) ve aşırı yüksek bir hız/kuvvet etkisiyle oluştuğunu kanıtladı:
-
Kafatası ve kaburgalar: İskeletteki 167 kırıktan 61’i kafatasında, 57’si ise kaburgalarda yoğunlaşıyor.
-
Omurga ve kollar: Omurlar, sağ omuz ve kollar dahil olmak üzere vücudun üst kısmında ağır parçalanmalar kaydedildi.
-
Zikzak kırık paterni: Kemiklerdeki kırılma şeklinin, günümüzde yüksek hızda gerçekleşen şiddetli araç içi trafik kazalarında hayatını kaybeden kişilerin kemik hasarlarıyla birebir örtüştüğü saptandı.
Adli analizler; kurbanın darbe anında ayakta durduğunu, sırtının tehlike kaynağına dönük olduğunu ve şiddetli darbenin etkisiyle neredeyse anında yere savrularak hayatını kaybettiğini gösteriyor.
Şapel altındaki 8 iskelet ve bağımsızlık savaşları
Kalıntılar, dönemin geleneksel kilise mezarlıkları yerine doğrudan Stirling Kalesi’nin kraliyet şapeli zeminine gömülen 8 kişilik bir grubun parçasıydı. Diğer 7 iskelette de kılıç ve delici silahlara ait savaş yaraları tespit edilirken, “İskelet 150” maruz kaldığı olağanüstü tahribatla diğerlerinden ayrıldı.
Radyokarbon tarihleme analizleri, şahsın yaklaşık 1300 yılında, yani İskoçya Bağımsızlık Savaşları’nın en şiddetli döneminde yaşamını yitirdiğini ortaya koydu.
Efsanevi kuşatma silahı “Warwolf” şüphesi
İngiltere Kralı I. Edward, 1304 yılındaki Stirling Kalesi Kuşatması sırasında dönemin bilinen en büyük mancınığı olan ve kalenin iki sur duvarını birden yıkabilen “Warwolf” (Savaş Kurdu) adlı devasa kuşatma makinesini inşa ettirmişti.
Tarihsel kronolojideki küçük zaman farkı nedeniyle ölümün doğrudan “Warwolf” tarafından mı yoksa aynı dönemde kullanılan benzer bir ağır mancınık mühimmatı (taş gülle) tarafından mı gerçekleştiği kesinleştirilemese de, araştırmacılar ölümün yüksek kinetik enerjili bir kuşatma silahından kaynaklandığı konusunda hemfikir.
7 asır sonra çözülen bu keşif, Orta Çağ savaş meydanlarındaki kuşatma teknolojilerinin insan bedeni üzerindeki yıkıcı etkisini somut verilerle belgeleyen nadir bir vaka olarak tarihe geçti.



