Güney Danimarka Üniversitesi araştırmacıları, okyanusun en derin ve karanlık bölgelerinde yaşayan mikroorganizmalar için daha önce bilinmeyen hayati bir besin kaynağı keşfetti. Prestijli bilim dergisi Science Advances’ta yayımlanan araştırmaya göre, derin denizlerdeki devasa hidrostatik basınç, dibe çöken organik partikülleri âdeta bir meyve sıkacağı gibi sıkarak zengin ve çözünmüş organik maddeleri açığa çıkarıyor. Bu durum, besin açısından son derece kısır kabul edilen derinliklerde mikroorganizmalar için adeta bir “besin vahası” oluşturuyor.
Devasa basınç organik maddeleri dışarı sıkıyor
Araştırmanın başyazarı ve biyolog Doç. Dr. Peter Stief, konuya ilişkin değerlendirmesinde, yüzeyden dibe doğru süzülen ve “deniz karı” (marine snow) olarak adlandırılan organik parçacıkların derin sulara ulaştığında maruz kaldığı fiziksel değişime dikkat çekti. Ölü algler, mikroorganizmalar ve organik atıklardan oluşan bu kütleler, 2 ila 6 kilometre derinliğe indiğinde olağanüstü bir su basıncıyla karşılaşıyor.
Yüksek hidrostatik basınç suyun kendisini veya su dolu canlı hücreleri hacimsel olarak çok az sıkıştırabilse de (yaklaşık yüzde 3), bu parçacıklara tutunan diyatomların (mikroskobik algler) hücre zarlarına ve duvarlarına yapısal hasar veriyor. Hücre bütünlüğünün bozulmasıyla birlikte, hücre içindeki zengin ve kolay çözünebilen organik bileşikler dışarı sızıyor. Bu organik çözelti; bakteriler, arkeler ve mantarlar gibi derin deniz mikroorganizmaları için doğrudan tüketilebilir, taze bir besin kaynağına dönüşüyor.
Küresel karbon döngüsü ve iklim dengesine etkisi
Çalışma, okyanus derinliklerindeki besin zincirini aydınlatmanın yanı sıra Dünya’nın karbon döngüsüne dair yerleşik modelleri de yeniden şekillendiriyor. Ölçümlere göre deniz karı, okyanus tabanına doğru alçalırken sahip olduğu karbonun yaklaşık yüzde 50’sini, azotun ise yüzde 58 ila 63’ünü derin sularda kaybediyor.
Karbonun deniz tabanındaki tortullara ulaşmadan önce derin sulara karışması, karbonun depolanma mekanizmasını doğrudan etkiliyor. Çözünen organik karbonun bir kısmı yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca derin okyanus katmanlarında asılı kalabiliyor.
Uzmanlar, mikroorganizmaların bu çözünmüş maddeleri tüketirken tamamını yok edemediğini, geride parçalanmaya karşı son derece dirençli yeni bileşikler bıraktığını belirtiyor. Atmosferdeki karbondioksitten köken alan bu dirençli organik maddelerin derin denizlerde birikerek hapsolması, gezegenin uzun vadeli iklim dengesinin korunmasında devasa bir doğal karbon deposu işlevi görüyor.

















