Çağdaş Avrupa edebiyatının en özgün seslerinden biri olarak kabul edilen, romanlarında bireysel hafıza ile 20’nci yüzyılın travmatik tarihini iç içe işleyen Macar yazar Péter Nádas, 83 yaşında hayata veda etti.
Edebiyat dünyasında Marcel Proust, Thomas Mann ve Robert Musil gibi modernist ustalarla kıyaslanan ve defalarca Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen Nádas; fotoğrafçılıktan gazeteciliğe, denemeden tiyatro oyunlarına uzanan zengin külliyatıyla arkasında silinmez bir edebi miras bıraktı.
Tarihin ve trajedinin içinde geçen bir çocukluk
14 Ekim 1942’de Budapeşte’de dünyaya gelen Péter Nádas, İkinci Dünya Savaşı, Holokost ve Sovyet baskısı altındaki Macaristan’ın çalkantılı atmosferinde büyüdü. 1953’te annesini kanserden kaybeden, 1958’de ise babasının intiharıyla sarsılan yazar, henüz 16 yaşındayken karşılaştığı bu derin kayıpları edebi anlayışının merkezine yerleştirdi.
Genç yaşta foto muhabirliği ve gazetecilik eğitimi alan Nádas, görsel detayları yakalama hassasiyetini romanlarına taşıdı. 1968 yılında Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgalinin (Prag Baharı) ardından basın dünyasından ayrılarak tamamen edebiyata yöneldi.
“Anılar Kitabı” ve 18 yıllık başyapıt: “Paralel Hikayeler”
Yazarın uluslararası alanda tanınmasını sağlayan en önemli dönüm noktası, yazımı on yıldan fazla süren ve 1986’da yayımlanan Anılar Kitabı oldu. 19. yüzyıl ile soğuk savaş dönemi Doğu Berlin’i ve Budapeşte’sini birbirine bağlayan eser, Fransa’da Yılın En İyi Yabancı Kitabı Ödülü’ne layık görüldü.
Nádas, 2005 yılında ise tamamlanması tam 18 yıl süren üç ciltlik dev romanı Paralel Hikayeler ile edebiyat dünyasında geniş yankı uyandırdı. Berlin Duvarı’nın yıkılışından başlayarak 20’nci yüzyıl Avrupası’nın panoramasını çizen yazar, anlatısında bedeni, arzuyu, hastalığı ve korkuyu otoriter rejimlere karşı bir direniş alanı olarak ele aldı.
Ölümle yüzleşme ve bellek topoğrafyası
1993 yılında geçirdiği kalp krizi sonrası klinik ölüm deneyimi yaşayan Nádas, bu süreci metin ve fotoğraflarla harmanladığı Kendi Ölümüm adlı kitabında derin bir felsefi sorgulamaya dönüştürdü. Otobiyografik anılarını topladığı Karanlıkta Parlayan Şey eserinde ise çocukluk anıları üzerinden faşizm, komünizm ve 1956 Macar Devrimi’nin bireysel bilinçteki izlerini inceledi.
Avusturya Devlet Avrupa Edebiyatı Ödülü, Franz Kafka Ödülü ve Médicis Yabancı Roman Ödülü gibi çok sayıda saygın uluslararası taltife değer görülen Nádas, insan varoluşunun kırılganlığını şu sözlerle özetlemişti:
“İnsan hayatı bir tür kurgudan ibarettir.”

















