ABD Başkanı Donald Trump’ın siyasi mücadelesi artık yalnızca ekonomi, göç veya dış politika alanlarıyla sınırlı kalmıyor. Yönetim, ülkenin en hassas konularından biri olan “ulusal hafıza” ve tarih anlatısını değiştirmek üzere kapsamlı bir kampanya yürütüyor.
The Washington Post ve The Atlantic’te yer alan analiz ve haberlere göre, Beyaz Saray “Ulusal başarıları önemsizleştiren ve geçmişin karanlık sayfalarını abartan” bir ideolojik yaklaşım sergilediklerini öne sürdüğü federal müzelere ve kültürel kurumlara doğrudan müdahale ediyor.
Smithsonian’a “Uyarı Levhaları” ve eşi benzeri görülmemiş tırmanış
Trump yönetiminin en dikkat çekici adımlarından biri, Washington’da bulunan dünyanın en büyük müze kompleksi Smithsonian Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nin girişlerine uyarı levhaları yerleştirilmesini öngören kararname oldu. Levhalarda, müzedeki bazı sergilerin “Amerikan tarihini doğru yansıtmadığı” iddia ediliyor ve ziyaretçiler Beyaz Saray’ın onayladığı alternatif kaynaklara yönlendiriliyor.
Beyaz Saray İç Politika Konseyi tarafından hazırlanan “Amerika’nın Hikayesini Kurtarmak” (Saving America’s Story) başlıklı raporda; Smithsonian yönetimi, Amerikan tarihini ortak bir miras olarak kutlamak yerine toplumsal adalet ve siyasi değişim aracı olarak sunmakla suçlanıyor.
Sivil toplum kuruluşları ve akademisyenler ise bu adımı sert bir dille eleştiriyor. Amerikan Tarih Derneği Yöneticisi Sarah Weicksel, uyarılara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Müze binalarının önüne hükümet uyarıları koymak çalışanlara bir hakarettir. Vatanseverlik geçmişteki hataları yok saymak değil, onları Amerikan tecrübesinin bir parçası olarak kabul etmektir.”
George Washington’ın evi ve “kırpılan” kölelik anlatısı
Tarihsel anlatının yeniden şekillendirilmesine ilişkin en somut örneklerden biri Philadelphia’da yaşandı. Ulusal Park Hizmeti, ABD’nin ilk başkanı George Washington’ın görev süresi boyunca yaşadığı “Başkanın Evi” (President’s House) sergisini yeniden tasarladı.
The Atlantic dergisinin analizine göre yeni sergi tasarımı; Washington’ın onlarca yıl kölelik sisteminden faydalandığı gerçeğini arka plana iterken, şahsi söylemlerindeki kölelik karşıtı ifadelere ve ölümünden sonra kölelerini serbest bırakmasını öngören vasiyetine geniş yer veriyor.
Tarihi alanların korunmasında esneklik
Washington Post’ta yer alan bir diğer habere göre, idari adımlar yalnızca sergilerle sınırlı değil. Federal kuruluşlara, eyaletler ve yerli kabilelerle yapılan geleneksel danışma süreçlerini baypas ederek tarihi sit alanlarında inşaat projelerini onaylama yetkisi veren yeni düzenlemeler getirildi.
Bu esnekliğin, Arlington Ulusal Mezarlığı yakınlarında yapılması planlanan anıtsal tak projesi gibi iddialı sembolik yapıların önünü açacağı; ancak tarihi alanların hukuki korumasını zayıflatacağı ifade ediliyor.
Tüm bu gelişmeler, ABD’deki çatışmanın yalnızca binalar veya sergi panolarından ibaret olmadığını; doğrudan “Amerikan kimliğini kimin tanımlayacağı” ve “tarihi anlatma hakkının kime ait olduğu” yönündeki kültürel savaşı yansıttığını gösteriyor.



