İran ve ABD arasındaki tırmanan krizde dikkat çeken bir durum yaşanıyor. Washington, İran içindeki kritik altyapıları vururken, Tahran yönetimi doğrudan ABD askeri varlıklarını veya İsrail’i hedef almak yerine; Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi Körfez ülkelerinin sivil tesislerini vurmayı tercih ediyor.
Analistlere göre İran, bu stratejiyle “savaşı genişletmeden” ABD’ye dolaylı yoldan baskı kurmaya çalışıyor. Ancak uzmanlar, bu politikanın hem askeri açıdan başarısız olduğunu hem de bölgesel çapta İran’a olan güveni yerle bir ettiğini vurguluyor.
“İran, ABD ile doğrudan çatışmaktan korkuyor”
Kuveyt Üniversitesi’nden Dr. Abdullah el-Şayji, İran’ın saldırı gerekçelerini “gerçek dışı bir propaganda” olarak nitelendiriyor. İran’ın “saldırılar Körfez ülkelerindeki üslerden yapılıyor” iddiasını kesin bir dille reddeden el-Şayji, durumu şöyle özetliyor:
-
Gerçek hedef: ABD’nin tüm hava operasyonları, İran kıyılarının sadece 150 kilometre açığında bulunan George W. Bush ve Abraham Lincoln uçak gemilerinden yürütülüyor.
-
Korku faktörü: Tahran, bir ABD askerinin bile hayatını kaybetmesi durumunda Washington’un vereceği “cehennemî” karşılıktan çekindiği için uçak gemilerine ve doğrudan Amerikan varlıklarına dokunamıyor.
-
Stratejik çıkmaz: İran, sivil altyapıyı (su istasyonları, havaalanları) vurarak bölge halkını huzursuz etmeyi ve bu ülkelerin ABD’ye “savaşı durdurması için” baskı yapmasını bekliyor. Ancak bölge ülkeleri artık bu oyunun bir parçası olmayı reddediyor.
Bölgesel güvenlikte yeni arayış
Körfez ülkeleri, ABD’nin bu savaşta bölgeyi istişare etmeden ateş hattına attığını ve varılan mutabakatlara uymadığını belirtiyor. Katar Üniversitesi’nden Dr. Abdullah Bender el-Otaibi ise İran’ın bu tutumunun, kendi halkına karşı “bir şeyler yapıyormuş” görüntüsü vermek için geliştirilmiş tek taraflı bir caydırıcılık çabası olduğunu savunuyor.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin de İran için siyasi bir yük haline geldiğini belirten uzmanlar, Tahran’ın bölgedeki vekil unsurlarının (Husiler vb.) eskisi kadar aktif olmadığını, dolayısıyla İran’ın yalnızlaştığını ve her geçen gün daha fazla “mantıksız” hamleler yaparak uluslararası alandaki meşruiyetini yitirdiğini ifade ediyor.
Özetle; İran’ın tercihi neden değişmiyor?
Analistlerin ortak görüşü net: İran, ABD ile doğrudan savaşa girmenin kendi sonunu getireceğini bildiği için, bedel ödetme riskinin daha düşük olduğu ve “savaşa girmeyeceklerini” bildiği komşularını birer “kalkan” olarak kullanmaya çalışıyor. Ancak bu durum, bölge ülkelerinin ABD güvenliğine olan inancını sarsarken, İran’ı da diplomatik olarak tam bir yalnızlığa sürüklüyor.



