ABD ve İran arasında geçtiğimiz ay imzalanan mutabakat zaptının yorumlanması konusunda yaşanan derin anlaşmazlıklar, sahada şiddetli bir askeri tırmanışa dönüştü. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), son 48 saat içinde İran sahil şeridi boyunca 90’dan fazla askeri hedefi imha ettiğini duyurdu. Washington’un bu hamlesi, askeri uzmanlar tarafından “ateş altında müzakere” stratejisi olarak yorumlanıyor.
Operasyonlar; hava savunma sistemleri, kıyı gözetleme varlıkları, insansız hava aracı (İHA) depolama alanları ve lojistik altyapıyı hedef aldı. Saldırıların odağında, Hürmüz Boğazı’na hakim noktalar olan Bender Abbas, Sirik, Çabahar ve Buşehr gibi kritik bölgeler yer aldı.
Ekonomik ve lojistik hatlar hedefte
ABD’nin gerçekleştirdiği operasyonlar, sadece askeri hedefleri değil, İran’ın kısıtlı ekonomik kanallarını da vuruyor. İlk kez, stratejik öneme sahip kuzeydeki Gülistan bölgesindeki demir yolu köprülerinin seyir füzeleriyle hedef alınması dikkat çekti. Bu hat, İran’ın ticaret ortağı Çin ile olan lojistik bağının en önemli ayaklarından biri olarak biliniyor.
ABD yetkilileri, bu saldırıların “misilleme” niteliğinde olduğunu ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemileri hedef alma kabiliyetini “kökten söküp atmayı” amaçladığını belirtiyor. Başkan Donald Trump, daha önce yaptığı açıklamalarda, her saldırıya 20 katıyla karşılık vereceklerini yinelemişti.
Diplomatik arayışlar sürüyor
Sahadaki tansiyon zirve yaparken, arka planda diplomatik trafik de hız kazandı. Gelen bilgilere göre:
-
ABD ve İran arasında yeni bir müzakere turunun önümüzdeki hafta yapılması bekleniyor.
-
Görüşmelere İsviçre’nin ev sahipliği yapması planlanıyor.
-
Katar, gerilimi düşürmek ve tarafları tekrar masaya oturtmak için Tahran’da temaslarda bulunuyor.
“Ateş altında müzakere” dönemi
Analistlere göre, Washington’un bu saldırıları, İran üzerinde askeri baskı kurarak elindeki “Hürmüz Boğazı kozunu” etkisiz hale getirme çabası. Hukuk ve siyaset uzmanı Salim Zahur, yaşananların “sıfırdan başlayan bir savaş” olmadığını, bunun mutabakat zaptı imzalandığından beri süregelen baskı sürecinin bir parçası olduğunu vurguluyor.
İran tarafında ise durum daha karmaşık. Tahran yönetimi, altyapı tesislerine yönelik her türlü saldırının aynı şiddetle yanıt bulacağını açıklarken, Devrim Muhafızları “cezalandırıcı yanıtın ilk aşamasının” başlatıldığını duyurdu. Ancak uzmanlar, Tahran’ın askeri kapasitesinin sınırlı olması ve küresel ticaret üzerindeki baskının artması nedeniyle, diplomatik çözüm arayışlarının her iki taraf için de bir zorunluluk haline geldiğine dikkat çekiyor.
Bu süreçte taraflar arasındaki güven erozyonu en büyük engel olarak görülüyor. Uzmanlar, somut bir “iyi niyet” göstergesi olmadan yürütülecek görüşmelerin, kalıcı bir çözüm üretmekten uzak kalacağı uyarısında bulunuyor.



