Körfez bölgesinde suların durulmasının ardından sağlanan kırılgan sükunet, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İran arasında doğrudan bir askeri çatışma dalgasıyla tamamen yıkıldı. ABD Silahlı Kuvvetleri, İran’ın stratejik Güney şeridindeki lojistik ve askeri noktaları hedef alan, geniş kapsamlı ve çok katmanlı yeni bir hava operasyonu başlattı.
Askeri uzmanlar, Washington’ın bu hamlesini “Hırsız Boğazı krizinin ötesine geçen ve Devrim Muhafızları Ordusu’nun (IRGC) operasyonel kabiliyetini tamamen felç etmeyi amaçlayan” ikinci bir safha olarak yorumluyor.
ABD operasyonunda ikinci safha: “Ateş hattı genişliyor”
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Doğu Akdeniz ve Körfez hattındaki konuşlanmasını en üst seviyeye çıkardı. Kıbrıs ve Girit adasındaki hava üslerinde ABD askeri yakıt ikmal uçaklarının (Tanker) olağanüstü bir uçuş trafiği gerçekleştirdiği saptanırken; USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun da operasyonun “vuran eli” olarak başrole geçtiği bildirildi.
Askeri analist العقيد Nidal Ebu Zeyd, sahada yaşanan taktiksel değişime dikkat çekerek şu analizi paylaştı:
“Pentagon askeri mutfağı, İran coğrafyasını belirli operasyonel sektörlere bölmüş durumda. Güney şeridinde ardışık olarak icra edilen bu bombardımanlar, Devrim Muhafızları’nı bir yıpratma savaşına zorlayarak masada taviz vermeye zorlamayı amaçlıyor. Ancak iki tarafın da topyekûn bir savaştan kaçınarak ‘kontrollü ve hesaplanmış darbeler’ stratejisine sadık kalmaya çalıştığını söyleyebiliriz.”
Hava operasyonları kapsamında İran’ın güneydoğusundaki Kenarek (Sistan ve Belucistan eyaleti), Buşehr, Cugadek ve Bender Abbas liman kentlerinde Devrim Muhafızları’na ait füze rampaları ve gözetleme istasyonlarında şiddetli patlamaların meydana geldiği İran resmi ajansı Mehr tarafından da doğrulandı.
Tahran’dan Amerikan üslerine füzeli yanıt: “Diyalog masası devrildi”
Hain saldırılara karşı İran cephesinden askeri yanıt gecikmedi. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin Orta Doğu bölgesindeki ana komuta merkezlerinden birini ve Ürdün’deki Muvaffak Salti (Azrak) Hava Üssü’nü 10 balistik füzeyle hedef aldığını ilan etti. İran devlet televizyonu, Amerikan akıllı mühimmatlarından birinin Buşehr Nükleer Santrali yakınlarındaki boş bir araziye düşmesinin krizi daha da tırmandırdığını aktardı.
İran Gazeteciler Sendikası Başkanı Maşallah Şemsolvaezin, Washington’ın yürüttüğü bu stratejiyi “Müzakere sürerken askeri baskıyı normalleştirme çabası” olarak yorumladı. Şemsolvaezin, geçici mutabakat zaptının hukuki bir denetim mekanizmasından yoksun olmasının bu krizi doğurduğunu, ABD’nin dayatmalarına karşı Tahran’ın operasyon sahasını genişletmekten çekinmeyeceğini belirtti.
Siyasi analistler uyarıyor: “Hatalı bir savaş tetiklenebilir”
Kuveyt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdullah el-Şayci, krizin “sıfır toplamlı bir denklem” sarmalına girdiğine işaret ederek, arabulucu ülkelerin (Katar ve Pakistan) acilen devreye girmesi gerektiğini savundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’ın petrol ihraç merkezi olan Hark Adası’nı işgal etme arzusunu dile getirmesinin ve diplomatik nezaketten uzak sert üslubunun krizi körüklediğini belirten Şayci, şu uyarıda bulundu:
“İran, Dini Lider Ali Hamaney’in Meşhed kentindeki defin işlemlerinin tamamlanmasının ardından askeri olarak hala caydırıcı olduğunu ispat etmek istiyor. Şu an için kontrollü hareket etseler de herhangi bir Amerikan askerinin hayatını kaybetmesi, işleri geri dönülemez bir ‘hatalı savaş’ (war by miscalculation) noktasına getirebilir. İran’ın Amerikan savaş gemileri yerine Körfez ülkelerindeki üsleri hedef alması, tüm bölgeyi tehlikeli bir ateş çemberinin içine itiyor.”
İsrail’de Netenyahu’nun tezi doğrulanıyor
Savaş tamtamlarının çaldığı bu son tırmanış, Tel Aviv yönetiminde ise memnuniyetle karşılandı. Siyaset bilimci Dr. Muhenned Mustafa, ABD’nin sert hamlelerinin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun iç siyasette elini rahatlattığını belirtti. Mustafa, “Bu tırmanış, Netanyahu’nun ‘İran ile yapılan geçici anlaşmalar çözüm değildir’ tezini haklı çıkardı. Trump’ın nükleer dosyayı yeniden ana gündem maddesi yapması, İsrail’e İran’ın nükleer altyapısına karşı hareket serbestisi tanıyor ve bir süredir soğuk olan Trump-Netanyahu ilişkilerini yeniden tamir ediyor” değerlendirmesinde bulundu.



