Modern futbolun astronomik transfer bütçeleri ve sınır tanımayan küreselleşmesi karşısında bazı kulüpler, transfer yaparken oyuncunun maliyeti veya yeteneğinden önce çok daha köklü bir kuralı masaya yatırıyor: “Bu oyuncu bu formayı giyme hakkına sahip mi?”
İspanya La Liga temsilcisi Athletic Bilbao, bir asrı aşkın süredir yalnızca Bask Bölgesi’nde (Biscay, Gipuzkoa, Alava, Navarra ile Fransa tarafındaki Bask toprakları) doğan veya futbol eğitimini bu bölgenin altyapılarında alan isimlerle sahaya çıkarak bu felsefenin küresel bayraktarlığını yapıyor. Ancak transfer havuzunu gönüllü olarak daraltan ve kimliğini sportif pragmatizmin önüne koyan tek kulüp Bilbao değil. Dünyanın farklı köşelerinde milliyet, coğrafi köken ve bölgesel altyapı kriterleriyle kadro kuran dikkat çekici kulüpler bulunuyor.
Meksika’da ‘Chivas’ ve Ekvador’da ‘Puros Criollos’ felsefesi
Latin Amerika futbolunun en köklü ekiplerinden Deportivo Guadalajara (Chivas), 1943-1944 sezonunda profesyonelliğe geçişten bu yana kadrosunda yalnızca Meksika doğumlu veya doğum yoluyla Meksika vatandaşlığı hakkı kazanan futbolculara yer veriyor. Bu kural kulübün transfer pazarını Bilbao’ya kıyasla daha geniş tutuyor; zira ABD’de doğup büyüyen Richard Ledezma veya Efrain Alvarez gibi Meksika kökenli oyuncular da Chivas formasını giyebiliyor. Hatta Peru Milli Takımı’nı seçen Meksika doğumlu Santiago Ormeno dahi bu tüzük sayesinde kulüpte forma giydi.
Ekvador’un başkenti Kito temsilcisi El Nacional ise benzer bir çizgiyi milli sınırlarla koruyor. 1964 yılında ordu kökenli kurulan kulüp, kadrosunu yalnızca Ekvadorlu futbolcularla sınırladığı için “Puros Criollos” (Saf Yerliler) lakabıyla anılıyor. El Nacional, tamamen yerli oyunculardan kurulu kadrosuyla müzesine 13 lig şampiyonluğu kupası taşımayı başardı.
Katalonya’da Olot ve Türkiye’de Altınordu örneği
İspanya 4. Ligi’nde mücadele eden Katalan kulübü UE Olot, Athletic Bilbao modelini “altyapı coğrafyası” üzerinden kopyalıyor. Kulüp, “sürdürülebilir sosyal futbol” vizyonu kapsamında yalnızca kendi akademisinden yetişen veya Katalanca konuşulan bölgelerdeki (Països Catalans) kulüplerin altyapısından çıkan isimleri transfer ediyor.
Türkiye’de ise bu modelin en somut ve açık temsilcisi İzmir ekibi Altınordu oldu. Yıllarca kulüp başkanlığını yürüten Seyit Mehmet Özkan’ın “Türkiye’nin Athletic Bilbao’su olma” vizyonuyla yapılandırdığı kulüp; yabancı oyuncu oynatma hakkı bulunmasına rağmen yalnızca Türk futbolculara ve kendi öz kaynağından yetişen gençlere şans tanıdı. Bu sistem, Çağlar Söyüncü ve Cengiz Ünder gibi yıldızları Avrupa futbolunun elit seviyelerine taşıdı.
Real Sociedad’ın vazgeçişi ve Bilbao’nun asırlık inadı
Bask coğrafyasında Athletic Bilbao’nun en büyük rakibi olan Real Sociedad da uzun yıllar boyunca aynı katı felsefeyi uyguladı. Kadrosunu sadece Basklı oyuncular ve efsanevi Zubieta Akademisi mezunlarıyla kuran Sociedad, bu modelle 1980-1981 ve 1981-1982 sezonlarında üst üste iki kez La Liga şampiyonluğuna ulaştı. Ancak mavi-beyazlılar, rekabet gücünü korumak gerekçesiyle 1989 yazında Liverpool’dan İrlandalı golcü John Aldridge’i transfer ederek bu geleneğe resmen veda etti.
Real Sociedad’ın pes ettiği, Altınordu gibi projelerin ise lig maratonlarında alt liglere gerileyerek zorlandığı profesyonel futbol düzeninde; Athletic Bilbao küresel pazarın çılgınlığına direnerek bir asrı aşkın ilkelerini en üst lig seviyesinde aralıksız yaşatan yegâne dev olmaya devam ediyor.

















