Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), küresel güvenlik mimarisinin tarihsel olarak en kırılgan dönemlerinden birini yaşadığı bu günlerde ciddi yapısal krizlerle karşı karşıya. Ukrayna’da devam eden yıpratma savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Danimarka’ya bağlı Grönland üzerindeki jeopolitik talepleri ve Orta Doğu’daki İran merkezli çatışmalar, ittifakı sadece lojistik bir mühimmat arayışına değil, köklü bir endüstriyel dönüşüm krizine sürükledi.
Üye ülkelerin gayri safi yurt içi hasılalarının (GSYİH) %5’ini savunmaya ayırmasını öngören yeni bütçe hedefleri, tedarik zincirlerindeki tıkanıklıklar ve sanayi kapasitesindeki yetersizlikler nedeniyle kağıt üzerinde kalma riski taşıyor.
Lahey taahhütleri ve %5 hedefinin görünmeyen yüzü
Geçtiğimiz yıl Hollanda’nın Lahey kentinde düzenlenen tarihi zirvede NATO liderleri, 2035 yılına kadar savunma harcamalarını GSYİH’nin %5’ine çıkarma kararı almıştı. Bu devasa bütçe planlamasının %3.5’lik kısmı geleneksel askeri harcamalara (kara, deniz, hava kuvvetleri), geri kalan %1.5’lik dilimi ise kritik altyapıların korunması, siber güvenlik entegrasyonu ve yerli savunma sanayilerinin modernizasyonuna ayrılmıştı.
Ancak Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) ve uluslararası veri analiz merkezlerinin raporlarına göre, şu ana kadar bu %3.5’lik askeri harcama eşiğini aşabilen yalnızca üç ülke bulunuyor: Polonya, Litvanya ve Letonya. Rusya tehdidini doğrudan hisseden Doğu Avrupa kanadı bütçe hedeflerine hızla uyum sağlarken, Batı Avrupa ülkeleri taahhütlerin gerisinde kaldı.
2026 tablosu: Harcamalar zirvede ama üretim yetersiz
Global askeri harcamaların 2.9 trilyon dolara ulaştığı 2026 yılında, NATO üyeleri tek başlarına 1.6 trilyon dolar (küresel bütçenin %55’i) harcadı. 2022 yılında sadece 7 üye ülke asgari sınır olan %2 eşiğini geçebilirken, bugün tüm üyelerin bu barajı aşmış olması olumlu bir gelişme olarak görülse de sahadaki mühimmat açığını kapatmaya yetmiyor.
Pentagon’un İran mesaisi Avrupa’yı vurdu
Avrupa savunma sanayisinin en büyük açmazı, ABD askeri teknolojisine olan %58 oranındaki bağımlılığıdır. Washington yönetiminin stratejik ham maddelerini, akıllı mühimmatlarını ve hassas güdümlü füze stoklarını Körfez’de patlak veren İran savaşına kaydırması, Avrupa ülkelerinin askeri modernizasyon süreçlerini felç etti.
Beyaz Saray’ın ulusal savunma sanayisinde resmi olarak “savaş dönemi üretimi” (wartime footing) ilan etmesi ve bir yıl içinde 10 binden fazla yeni şirketi savunma ekosistemine dahil etmesi bile Amerikan ordusunun stratejik stoklarını eski seviyesine getirmeye yetmedi. Uzmanlar, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri taahhütleri nedeniyle boşalan depoların dolmasının en az 3 yıl alacağını, bu durumun silah tedariki bekleyen Avrupalı NATO müttefiklerini küresel pazarda yalnız bıraktığını vurguluyor.



