Dünya futbolunda son on yılı aşkın süredir çok kulüplü mülkiyet modelinin öncülüğünü üstlenen City Football Group (CFG), tarihinin en kritik varoluş sınavıyla karşı karşıya. Manchester City Kulübü’ne yöneltilen finansal ihlal iddiaları ve bağımsız komisyon kararları, yalnızca İngiliz devini değil, kıtalar arasına yayılan küresel futbol imparatorluğunu da sarsıyor.
İcra Kurulu Başkanı Ferran Soriano’nun mimarı olduğu ve Pep Guardiola’nın futbol felsefesi ile Manchester City’nin ticari gücü üzerine inşa edilen ağ yapısı, bugün ağır finansal yüklerin ve yasal yaptırımların kıskacında bulunuyor. 2013’ten bu yana İngiltere, ABD, Avustralya, İspanya, Uruguay, Çin, Hindistan, Belçika, Fransa, İtalya ve Brezilya’ya kadar uzanan 12 kulüplü devasa ağ, sürdürülebilirlik krizine sürüklenmiş durumda.
Gelirin yüzde 70’i tek kulübe bağlı: 380 milyon dolarlık zarar
İngiliz spor yayını The Athletic tarafından yayımlanan mali analiz raporları, grubun bünyesindeki kırılganlığı rakamlarla ortaya koyuyor:
- Manchester City bağımlılığı: Grubun 44 iştiraki ve 12 farklı kulübü bulunmasına rağmen, toplam ticari gelirlerin yüzde 70’inden fazlası tek başına Manchester City tarafından üretiliyor.
- Katlanan konsolide zarar: Bağlı kulüplerin ve şirketlerin operasyonel giderleri nedeniyle CFG’nin 2024 yılı finansal tablolarındaki kümülatif zararı 292 milyon sterline (yaklaşık 380 milyon dolar) ulaştı.
- Dış borç ve kredi yükü: Grubun bağımsız kreditörlerden sağladığı dış borç tutarı Haziran 2025 itibarıyla 739,7 milyon sterline (yaklaşık 961,6 milyon dolar) fırladı.
Grubun hisse senedi değerlemesi 5,9 milyar sterlin (yaklaşık 7,67 milyar dolar) seviyesinde ölçülürken, Yönetim Kurulu Başkanı Haldun el-Mübarek daha önce potansiyel değerin 7,3 milyar sterlini aşabileceğini dile getirmişti. Ancak finansman koşullarının ve kredibilitenin tamamen Manchester City’nin gelir projeksiyonlarına endeksli olması, kulübün alacağı olası bir cezada tüm yapının finansal temelini çökertme riski taşıyor.
900 milyon sterlinlik “şişirilmiş sözleşme” suçlaması
Bağımsız komisyonun yürüttüğü soruşturmada, Manchester City’nin elde ettiği sportif başarıların arka planında 900 milyon sterlini (yaklaşık 1,17 milyar dolar) aşan “şişirilmiş veya gerçek dışı” sponsorluk sözleşmelerinin bulunduğu sonucuna varıldı.
Kulüp yönetimi iddiaları kesin bir dille reddederek karara itiraf edip temyize gitse de, yasal süreçlerin aleyhte sonuçlanması durumunda hem ağır puan silme ve lig düşürme gibi sportif yaptırımlar hem de uluslararası sponsorların çekilmesini içeren ticari yaptırımlar gündeme gelecek.
Sahipleri Manchester City’yi satmak zorunda kalabilir mi?
Yasal süreçlerin ağır cezalarla noktalanması veya düzenleyici otoritelerin mülkiyet yapısına doğrudan müdahale etmesi durumunda, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli sermayedarların Manchester City’yi elden çıkarmak zorunda kalabileceği senaryosu kulislerde açıkça tartışılıyor:
Satışın önündeki engeller ve başarısız yerel projeler
İmparatorluğun dağıtılması veya parçalı satışı sanıldığı kadar kolay bir operasyon olarak görülmüyor:
- Bürokratik ve organizasyonel büyüklük: Binlerce çalışan, farklı ülkelerdeki stadyumlar, tesisler ve ağır kredi taahhütleri küresel bir tasfiyeyi zorlaştırıyor. Nitekim grup, ekonomik verimsizlik gerekçesiyle Mumbai City’deki kontrol hisselerini bu yıl sessizce devretmek zorunda kaldı.
- Guardiola modelinin kopyalanamaması: Pep Guardiola’nın taktiksel felsefesini tüm grup takımlarına yayma hedefi sahada karşılık bulmadı; takımlar arası ortak oyun dili genel prensipler düzeyine indirgendi.
- Taraftar isyanı ve küme düşmeler: Girona’nın İspanya’daki dönemsel çıkışına karşın, Fransa’da Troyes ve Belçika’da Lommel gibi kulüplerin küme düşmesi ve Troyes taraftarlarının kulübün “oyuncu yetiştirme istasyonuna” dönüştürülmesine karşı başlattığı protestolar modelin meşruiyetini aşındırdı.
Manchester City’nin hukuk mücadelesi yalnızca Premier Lig’deki puan tablosunu değil, modern futbolun en kapsamlı çok kulüplü şirketleşme deneyinin geleceğini de belirleyecek.


















