İsrail ve ABD’nin şubat ayının sonunda İran’a yönelik başlattığı müşterek saldırılar, küresel enerji ticaretinin en kritik şahdamarlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nın deniz trafiğine kapanmasına yol açtı. Bu stratejik gelişme, dünya genelinde petrol fiyatlarının hızla ivmelenmesine, uluslararası tedarik zincirlerinin kopmasına ve temel üretim maliyetlerinde enflasyona neden oldu. Savaşın ekonomik faturasının kendi sınırlarına ulaştığını gören Batı kamuoyunda, sonu gelmeyen bir kaos stratejisinin yarattığı ağır yükü taşımaya yönelik siyasi ve toplumsal itirazlar giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Avrupa’da “koşulsuz destek” krizi
Ukrayna savaşının yarattığı ekonomik tahribatı tam anlamıyla atlatamayan Avrupa ülkeleri, şimdi de İsrail’in bölgesel saldırganlığının sonuçlarıyla yüzleşiyor. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in paylaştığı verilere göre, birlik ülkeleri son kırk dört günlük periyotta yirmi iki milyar avro tutarında ek enerji faturası ödemek zorunda kaldı. Hürmüz Boğazı’ndaki krizin vatandaşların doğrudan cebine yansıdığını belirten von der Leyen; bu etkinin akaryakıt istasyonlarında, market raflarında ve aylık faturalarda derinden hissedildiğini kabul etti. Buna karşın AB yönetiminin, krizin başlangıcından bu yana İsrail’e sunduğu “koşulsuz destek” taahhüdünden geri adım atmaması, hayat pahalılığıyla boğuşan Avrupa halkları nezdinde büyük tepki topluyor.
Siyasi ve ekonomik baskının en yoğun hissedildiği ülkelerin başında ise Almanya geliyor. Göreve geldiğinden bu yana ülkesindeki ekonomik durgunlukla mücadele eden ve yeni tedbir paketleri açıklamak zorunda kalan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Alman devletinin yapısal kodları gereği İsrail’e yönelik resmi desteğini yinelese de son süreçte Tel Aviv’in eylemlerine açıkça arka çıkmaktan imtina eden bir profil çiziyor. Merz, Batı Şeria’nın fiilen ilhak edilmesine yönelik adımlara karşı çıkarken, Lübnan’ın güneyindeki çatışmaların da bir an önce sonlandırılması gerektiğini vurguluyor. Ancak Berlin yönetiminin bu eleştirel tutumu, İsrail cephesinde karşılık bulmuyor.
Washington hattında çatlaklar büyüyor
İsrail’in bölgesel çatışmaları genişletme vizyonu, en büyük askeri ve diplomatik müttefiki ABD’de de ciddi sarsıntılara neden oluyor. Amerikan bürokrasisinde ve siyasetinde Tel Aviv’in politikalarına karşı belirgin bir direnç oluşmuş durumda. Bunun en sarsıcı örneği, ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in, ülkesinin İran’a yönelik saldırılarını “vicdanen destekleyemeyeceğini” belirterek mart ayında görevinden istifa etmesi oldu. Kent, İsrail lobisinin baskısıyla yürütülen bu geniş çaplı çatışma halinin Amerikan halkının ulusal çıkarlarına hiçbir fayda sağlamadığını kaydetti. ABD’li Senatör Bernie Sanders da hükümetin bölge politikalarını eleştirerek, geçmişte Vietnam ve Irak’ta olduğu gibi bugün de Amerikan toplumuna yalan söylendiğini belirterek savaş bütçelerine karşı çıkılması yönünde çağrı yaptı.
“Önce Amerika” kuralı askıda
Siyasi arenadaki bu tartışmalar, Amerikan medyasına da doğrudan yansıyor. İktidarın temel sloganı olan “Önce Amerika” doktrininin, söz konusu İsrail olduğunda rafa kaldırıldığı eleştirileri güç kazanıyor. ABD’li gazeteci Tucker Carlson, nüfus ve coğrafi ölçek bakımından son derece küçük bir ülkenin, yüz milyonlarca nüfuslu ABD’nin dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmesinin yanlışlığına dikkati çekiyor. Meslektaşı Abby Martin ise “Siyonizmin son demlerini yaşadığını” ve algı yönetimini sağlayan propaganda ağının tamamen çöktüğünü ifade ediyor. Medyadaki bu okumalar, toplumun tepkisini de doğruluyor. Pew Araştırma Merkezi’nin son verilerine göre, ABD’li yetişkinlerin yüzde altmışı İsrail’e olumsuz bakarken, halkın yüzde elli dokuzu Başbakan Binyamin Netanyahu’nun küresel meselelerde doğru adımlar atacağına artık inanmıyor.
Uluslararası basında değişen iklim
İsrailli güvenlik güçlerinin ve yasa dışı yerleşimcilerin Filistin topraklarındaki ihlalleri, küresel basının manşetlerinde de kendine daha sert bir dille yer buluyor. 2025 yılının ekim ayındaki zeytin hasadı döneminde, askeri üniformalı bir İsraillinin Filistinli bir sivil kadınla alay ettiği anları gösteren çarpıcı fotoğraf, İtalyan L’Espresso dergisi tarafından “İstismar” manşetiyle kapak yapıldı. Dergi, yayımladığı dosyada İsrail’in politikalarını etnik temizlik olarak nitelendirerek Avrupa medyasındaki kırılmayı gözler önüne serdi. Bölgeyi sürekli bir yangın yerine çeviren ve yöneltilen her eleştiriyi “antisemitizm” argümanıyla savuşturan Tel Aviv yönetiminin, kamuoyu baskısıyla ABD’nin kayıtsız şartsız desteğini kaybetmesi durumunda gelecekte nasıl bir diplomatik yalnızlıkla yüzleşeceği uluslararası toplumun ana tartışma konularından biri haline gelmiş durumda.

