Devletlerin resmi sicilleri, tapu kayıtları, adli evrakları ve tarihi arşivleri yüzyıllar boyunca fiziksel binalarda saklandı; savaş bombardımanları veya doğal afetlerle yok olma riski karşısında ise çözüm olarak bulut depolama teknolojilerine sığınıldı. Ancak Orta Doğu’daki son çatışmalar, verilerin bulut ortamına taşınmasının dahi onları fiziksel füzelerden ve jeopolitik risklerden korumaya yetmediğini gösterdi. Bölgedeki veri merkezlerinin vurulması sonucu veri kayıplarının yaşanması, egemenliği tamamen koruyan sınır ötesi “Veri/Dijital Büyükelçilikler” (Data Embassies) konseptini yeniden dünya gündemine taşıdı.
Geleneksel büyükelçiliklerin sahip olduğu diplomatik dokunulmazlık statüsünü dijital sunuculara uyarlayan bu model, devletlerin kritik arşivlerini dost ve güvenli ülkelerde, ev sahibi ülkenin müdahale edemeyeceği yasal zırhlarla korumasını öngörüyor.
İlk adım Estonya’dan geldi: Lüksemburg modeli
Dijital büyükelçilik fikrinin temeli, 2007 yılında Estonya parlamentosunu ve bankacılık sistemini felç eden siber saldırılara dayanıyor. Tallinn yönetimi, yabancı bir işgal veya çevresel felaket senaryosunda devlet mekanizmasının sürekliliğini sağlamak adına kayıtlarının yedeklerini yurt dışına taşımayı kararlaştırdı.
2017 yılında Estonya ile Lüksemburg arasında imzalanan tarihi anlaşmayla dünyadaki ilk dijital büyükelçilik kuruldu:
- Diplomatik dokunulmazlık: Lüksemburg’daki yüksek güvenlikli veri merkezinde kiralanan sunucu alanlarına, acil yangın durumları hariç, Estonya’nın izni olmadan ev sahibi ülke yetkilileri dahil hiç kimse giremiyor.
- Arama ve el koyma yasağı: Barındırılan veriler doğrudan Estonya devlet arşivi sayıldığı için hiçbir yargı kararıyla aranamıyor ve bunlara el konulamıyor.
- Monako’nun katılımı: Yüzölçümü iki kilometrekareyi geçmeyen Monako Prensliği de benzer riskler nedeniyle 2021’de Lüksemburg ile anlaşarak dijital büyükelçiliğini kurdu.
Viyana Sözleşmesi yetersiz, füzeleri durdurmaya kâğıt yetmiyor
Uzmanlar, “büyükelçilik” tanımlamasının her türlü saldırıyı engelleyecek mutlak bir kalkan olduğu algısının yanıltıcı olduğuna dikkat çekiyor. Viyana Diplomatik İlişkiler Sözleşmesi dijital verileri doğrudan kapsamadığı gibi, yapılan ikili anlaşmalar yalnızca imza atan iki ülkeyi bağlıyor; üçüncü bir ülkenin doğrudan atacağı füzeyi engelleme garantisi sunmuyor.
Nitekim bulut altyapılarının devletlerin askeri ve istihbari yapay zekâ modellerine (Claude ve Grok gibi) ev sahipliği yapması, tarafsız sivil verilerin saklandığı sunucu merkezlerini bile sıcak çatışmalarda doğrudan açık hedef haline getirebiliyor.
Benzer şekilde Ukrayna, işgal öncesinde yasalarını değiştirerek devlet kurumları ve üniversitelerin 10 milyon gigabaytı aşan verisini Amazon bulutuna taşımasına rağmen, kritik bakanlık sistemlerinin siber saldırılarla haftalarca devre dışı kalmasının önüne geçemedi.
Gazze ve Sudan’da silinen hafızalar
Orta Doğu ve Afrika’daki savaşlar, fiziksel arşivlerin kaybının yarattığı insani dramı gözler önüne seriyor:
- Tapu ve kimliksiz kalmak: Gazze Belediyesi’nin yüzyılı aşkın tapu ve aile kütüğü arşivlerinin bombardımanlarda yıkılması, ailelerin yıkılan evlerinin mülkiyetini ispatlamasını imkânsız hale getiriyor.
- Hafıza kaybı: Hartum’daki Sudan Ulusal Arşivleri’nin çatışmalarda hasar görmesi, milyonlarca tarihi belgenin yok olma riskini beraberinde getirdi.
Bölgede egemen veri yarışı ve “Yarın kim teslim alacak?” sorusu
Fiziksel risklere karşı Orta Doğu ve çevresinde de yerel hukuki adımlar atılıyor. Bahreyn 2018’de çıkardığı yasayla yabancı ülkelere kendi verileri üzerinde egemenlik hakkı tanıyarak Brunei’nin verilerine ev sahipliği yapmaya başladı. Suudi Arabistan egemen veri merkezleri projeleri geliştirirken; Türkiye, komşu ülkeler ve Türk Cumhuriyetlerinin verilerini kendi altyapısında güvenle barındırabileceğini duyurdu. Mısır ve Filistin için de benzer dijital büyükelçilik taslakları gündeme taşındı.
Ancak Estonya ile Lüksemburg arasındaki anlaşmanın en can alıcı maddesi, kriz bölgeleri için en kritik soruyu doğuruyor: Anlaşma, verilerin yalnızca Estonya tarafından yetkilendirilen meşru bir temsilciye teslim edileceğini; yetkili belirlenemezse durum netleşene kadar Lüksemburg tarafından kilitli tutulacağını hükme bağlıyor. Meşruiyet krizlerinin ve bölünmüş yönetimlerin yaşandığı Orta Doğu ülkelerinde, sunuculardaki milli hafıza kurtarılsa dahi “O verileri teslim almaya kimin hakkı olacak?” sorusu cevapsız kalmaya devam ediyor.
















