Avrupa'nın zorlu dengesi: Refah mı savunma mı?
Gündem

Avrupa’nın zorlu dengesi: Refah mı savunma mı?

Avrupa ülkeleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa ettikleri yüksek sosyal refah idealini, değişen küresel güvenlik mimarisi karşısında yeniden tanımlama süreciyle karşı karşıya. Rusya-Ukrayna savaşıyla birlikte kapıya dayanan güvenlik riskleri, İran ve Orta Doğu coğrafyasındaki tırmanan gerilimlerle birleşince, kıta ülkelerini savunma sanayii bütçelerini artırmaya zorluyor. Bu durum, uzun yıllardır Avrupa modelinin temel taşını oluşturan sosyal devlet harcamalarının geleceği konusundaki tartışmaları alevlendiriyor.

Refahın stratejik güvenlikle sınavı

SETA Savunma Araştırmacısı Sibel Düz, Avrupa’nın sosyal harcamalardan tamamen vazgeçip tüm bütçeyi savunma sanayiine aktaracağı bir senaryonun düşük ihtimal olduğunu belirtiyor. Ancak Düz’e göre, Avrupa’nın güvenliği artık stratejik bir öncelik olarak merkeze alması kaçınılmaz görünüyor. Avrupa’nın uzun süre benimsediği “refahın tek başına güvenliği temin edeceği” yargısının artık sona erdiğini ifade eden Düz, savunma yatırımlarının “stratejik özerklik” ve “üretici sanayii politikası” anlatısı üzerinden seçmen nezdinde meşrulaştırılacağını öngörüyor.

Bütçe disiplini ve siyasi maliyetler

Avrupa Komisyonu verileri, iç sosyal harcamaların henüz dramatik bir düşüş yaşamadığını gösterse de, kalkınma, insani yardım ve sivil toplum desteklerinde kısıntılar başladığı görülüyor. OECD verilerine göre Almanya, Fransa, İngiltere ve Hollanda gibi ülkelerin uluslararası yardımlarını azaltarak buradan elde edilen kaynağı savunma sanayiine yönlendirme eğilimi dikkat çekiyor.

Uzmanlar, hükümetlerin iç sosyal desteklerde yapacağı kesintilerin, popülist sağ ve sol partilere tepki oyları kazandırma riski taşıdığı konusunda uyarıyor. Bu nedenle rasyonel bir bütçe disiplini için doğrudan vatandaşın temel desteklerinden ziyade, dış yardımlar ve kalkınma fonları üzerinde tasarrufa gidilmesi en olası senaryo olarak öne çıkıyor.

Türkiye için fırsat: Güvenlik mimarisine entegrasyon

Avrupa’nın savunma sanayii harcamalarını kendi iç ekosisteminden tedarik etme eğilimi, Türkiye için bazı hukuki ve siyasi engelleri beraberinde getirse de, ortak projeler ve alt yüklenicilik gibi modellerde açık kapılar bulunuyor. Bir “güvenlik üreticisi” konumunda olan Türkiye için Avrupa’nın bu yeni yol haritası, pragmatik bir entegrasyon imkanı sunuyor.

SETA Araştırmacısı Sibel Düz, Ankara’nın Avrupa güvenlik mimarisine eklemlenmesi için üç temel stratejik adım öneriyor:

  • Bölgesel bağları derinleştirmek: Doğu Avrupa ve Avrupa’nın güneyi ile ikili ilişkileri güçlendirmek.
  • Doğrudan üretici konumuna geçmek: İtalya modeline benzer bir iş birliğiyle Avrupa pazarında tedarikçi rolünü pekiştirmek.
  • Kurumsal birliktelik: NATO şemsiyesi altında AB üyeleriyle özel düzenlemeler geliştirerek ortak savunma sanayii birliklerine dahil olmak.

Bu stratejilerin hayata geçirilmesi, hem Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu savunma kapasitesinin artırılmasına hem de Türkiye’nin stratejik ortaklıklarını güçlendirerek bölgesel istikrara katkı sağlamasına olanak tanıyabilir.