Aksa Tufanı harekatının başından beri bu mecrayı aktif olarak kullanmaya çalışıyorum ancak ben bunu bir muhabir kimliğiyle yapmıyorum. Müslüman olmamızdan ötürü bu savaşın tarafıyız. Bütün onurlu Müslümanlara düşen bu savaşta ama kalben ama madden ama fiziken taraf olmaktır. Çünkü İsrail sadece Filistinlileri tehdit eden bir düşman değildir.

İsrail ve üzerine inşa edildiği Siyonizm ideolojisi bütün dünyayı ifsad eden küresel bozgunculuğun merkezindedir. Erbakan Hoca'dan bunu öğrenmiş olduğumuz günden beri elhamdülillah İsrail ile mücadele etmek için başka bir gerekçeye ihtiyaç duymuyoruz. İtikadi olarak da siyasi olarak da burada gösterdiğim tavrın altında güncel süreçten daha fazla husus var.

Erdoğan: Kıbrıs’ta kalıcı barışı sağlamaya hazırız Erdoğan: Kıbrıs’ta kalıcı barışı sağlamaya hazırız

Bu noktada İsrail'e nasıl itikaden ve siyasi olarak karşıysak İran'a ve kontrolündeki zavallı örgütlere de aynı seviyede karşıyız. Çünkü biz bunu gözlerimizle gördük. Gençlerin neredeyse hiç tanımadığı İrancıları biz tanıdık, gençliğimiz boyunca nasıl insanlar olduklarına şahit olduk, yalanlarıyla samimi gençleri nasıl zehirlediklerini kulaklarımızla duyduk.

Biz de aynı tezgahta İran'ın ateşine odun haline getirilmek istenirken Rabbimizin inayetiyle Rafizilerin gerçek yüzünü gördük. Müslümanlara düşmanlık hususunda ne Yahudilerden ne de Hristiyanlardan geri olmadıklarını bize söyleyemezler mesela çünkü bizim onların kalbini gördüğümüzü biliyorlar. Yanımızda takiyye yapmadıkları günlerden biliyoruz ki vahdet de mezheplerin takribi de tamamen Sünnileri oyalamak için kurdukları psikolojik harp tuzaklarıdır. Hepsini anlatmaya sayfalar yetmez. 

Suriye'yi gördük. İran'ın Suriye'de katlettiği Müslüman çocuklar Yahudilerin 1940'lardan beri katlettiğinin kat be kat fazlasıdır. Ancak siz İran'a sırtını dayamış karakter ve itikat fukaralarını o çocukların katline itiraz ederken görmediniz. Çünkü zamanında bizi Irak'ın işgal sürecinde hak ve batılı karıştırarak zehirlemeye çalıştıkları gibi Suriye savaşında da gençleri zehirlemeye çalıştılar.

Hizbullah'ın zavallı lideri Nasrallah çıkıp Kudüs'e giden yolun Kalemun'dan, Kuseyr'den, Şam'dan ve Halep'ten geçtiğini anlatıp durdu. Hepsini Sünni çocukları katledip o çocukların da İsrail'in çıkarlarına hizmet ettiğini öne sürerek ele geçirdiler. Bugün kuvvetlerinin yarısından fazlası Suriye'yi işgal altında tutmaktadır. Ancak Kudüs'e gitmek için ellerine ilk fırsat geçtiğinde bu kez Filistin'deki Sünni gençleri İsrail'in insafına tek ettiler. İşte Nasrallah dün bunu duyurdu Filistinlilere. Sahayı görmüş bir ağabeyiniz ve kardeşiniz olarak bunları sizlere anlatmak benim omzumdaki vebal.  Bir düşmanla yüzleşirken ve bir muharebeyi yönetirken elinizde en önemli kart belirsizliktir.

Düşmanınızı gelecek planlarınız, odak noktalarınız, motivasyonlarınız, yetenekleriniz ve ihtimal evreninizin karşısında şüphe içinde bırakmak her durumda avantajdır. Çünkü bu belirsizlik düşmanınızı her zaman en kötüsünü öngörmeye ve ona göre pozisyon almaya zorlar. Bu, belirsizlik durumu psikolojik açıdan sizin lehinize bir vasat oluşturur.

Nasrallah'ın dün yaptığı konuşma işte bu durumu ve vasatı değiştirdi. Kısaca düşmana Hizbullah'ın bu savaşı hiç arzu etmediği, başında parçası olmadığı ve devamında da tam gücüyle bir parçası olmayacağı yönünde kesin bir kanaat sağladı. Bu da sonrasında yaşanan çılgınlığı ve gelinen safahatı açıklıyor. İsrail ansızın bütün hastanelere, ambulanslara ve sivil alanlara tekrar bütün gücüyle saldırmaya başlamadı. Çünkü Hizbullah tarafından ona bir garanti verildi.

Sünnilere karşı düşmanlıkta şedit Yahudilere karşı düşmanlıkta naif bir örgüt olan Hizbullah'ın taraftarları ve medyası önceleri Gazze'ye kara saldırısının kırmızı çizgi olduğunu öne sürmüşlerdi. Karadan giriş sonrasında ise hastanelere ve sivil bölgelere saldırıların kırmızı çizgi olduğunu söylediler. Konuşmanın sonrasında ise İsrail 4 hastaneyi birden vurdu. Keşke Nasrallah sussaydı ancak bunu bile başaramayıp İsrail'e çok büyük bir psikolojik motivasyon sağladı. 

İran'ın Kassam Tugaylarına yıllar önce verdiği roket üretim projelerini ve her ay gönderdiği birkaç milyon doları öne sürerek Filistin dosyasının hamisi olma süreci artık bitmiştir.

İran artık Filistinlilerin sırtında yükten fazlası değildir. Savaşın son evresinde ve Kassam Tugayları sahada düşmanı perişan ederken Lübnan'dan bir hamle yapıp zaferin sahibi olmaya çalışacaklarını anlamak zor değil. Ancak artık bitti.Ne yalanlarınıza inanacak samimi ama aklı uyuşturulmuş gençler var karşınızda ne de anlattığını hikayelerle mest olup cezbeye gelecek zavallı siyasetçiler.

Editör: Furkan Özsoy