İsrail basınında yer alan verilere göre, İsrail milletvekilleri tarafından onaylanan 2026 bütçesinde propaganda faaliyetlerine ayrılan payda devasa bir artış yaşandı. Bir önceki yıl 150 milyon dolar olan bu bütçenin, dört katından fazla artırılarak yaklaşık 730 milyon dolar (yaklaşık 2,35 milyar İsrail şekeli) seviyesine çıkarılması kararlaştırıldı. Bu rekor rakamın, 2023 yılında Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar başlamadan önceki döneme kıyasla yaklaşık 20 katlık bir artışa tekabül etmesi dikkat çekiyor.
Dışişleri bünyesinde yeni birim kuruluyor
Yeni bütçe planlamasıyla birlikte İsrail Dışişleri Bakanlığı bünyesinde sadece kamu diplomasisi ve propaganda faaliyetlerini koordine edecek müstakil bir birimin kurulması öngörülüyor. Bu birimin başına atanacak yöneticinin, bakanlıktaki en üst düzey siyasi yetkililerle eş değer rütbede olacağı bildirildi. Bütçenin büyük bir kısmının sosyal medya kampanyalarına, dijital platformlardaki reklam çalışmalarına ve dünya genelinden sosyal medya fenomenleri ile kanaat önderlerinin İsrail’e davet edilerek ağırlanmasına harcanması planlanıyor.
Uluslararası izolasyonu kırma çabası
Propaganda bütçesindeki bu olağanüstü artış, İsrail’in dünya genelinde diplomatik ve kamuoyu nezdinde ciddi bir itibar kaybı yaşadığı döneme denk geliyor. Özellikle ABD’de yapılan güncel anketler, Amerikan kamuoyunun İsrail’e yönelik desteğinin tarihin en düşük seviyelerine gerilediğini ortaya koyuyor. Tel Aviv yönetimi, bu devasa bütçeyle Gazze’deki askeri operasyonlar ve bölgesel çatışmalar nedeniyle oluşan olumsuz algıyı tersine çevirmeyi ve diplomatik yalnızlığını kırmayı hedefliyor.
“Saha gerçekleri propaganda ile örtülemez”
Havacılık ve uluslararası ilişkiler uzmanları, ayrılan devasa bütçelerin İsrail’in küresel imajını düzeltmede tek başına yeterli olmayacağı görüşünde birleşiyor. Uzmanlar, ülkelerin uluslararası saygınlığının dijital kampanyalardan ziyade sahadaki uygulamalar, insan hakları karnesi ve yürütülen siyasi tercihlerle doğrudan bağlantılı olduğunu vurguluyor. Kamu diplomasisi uzmanları, “broken system” (bozulmuş sistem) olarak niteledikleri mevcut yapının, içine ne kadar para dökülürse dökülsün, gerçek stratejik sonuçlar üretmekten uzak kalacağı değerlendirmesini yapıyor.

