MİA Başkanı Prof. Dr. Talha Köse’nin öncülüğünde hazırlanan raporda, ABD ve İsrail ile İran arasındaki çatışmaların modern savaşın doğasını değiştirdiği vurgulandı. Rapora göre, askeri teknoloji ve doktrinlerin yapay zeka, elektronik harp ve veri odaklı sistemlere evrildiği süreçte Türkiye, jeopolitik konumuyla öne çıkan bir “güvenlik ve istikrar sağlayıcı” aktör konumuna yükseldi.
Modern harpte teknolojik ve dijital dönüşüm
Raporda, savaşın artık sadece askeri güçle değil; yapay zeka, veri işleme kapasitesi ve algoritmik analizle şekillendiğine dikkat çekildi. Özellikle elektromanyetik spektrum hakimiyeti ve veri ağlarının savaşın sonucunu belirlemede fiziksel sahadan daha kritik hale geldiği vurgulandı. Hava savunma sistemlerinin artık tek başına yeterli olmadığı belirtilen raporda, “Savaş, geçilemez hava savunma şemsiyesi anlayışının mutlak olmadığını gösterdi” ifadeleri kullanıldı. Bu kapsamda, düşük maliyetli dronlar ve kamikaze unsurların yüksek maliyetli savunma mimarilerine karşı ciddi bir “maliyet asimetrisi” oluşturduğuna işaret edildi.
Kritik altyapılar ve bölgesel güvenlik
Enerji tesisleri, iletişim ağları ve lojistik merkezlerin modern savaşta doğrudan hedef haline geldiğinin altı çizilen raporda, bu durumun toplumsal dayanıklılığı ulusal güvenlik için hayati bir unsur kıldığı belirtildi. Hürmüz Boğazı ve Doğu Akdeniz gibi hatlardaki gerilimlerin, enerji arz güvenliğini jeopolitik bir rekabet alanına dönüştürdüğü ifade edildi. Türkiye’nin Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projelerle bağlantısallık kapasitesini artırmasının, bu yeni güvenlik mimarisinde stratejik bir avantaj sağladığı kaydedildi.
Savunma sanayiinde “üç boyutlu derinlik”
Türkiye’nin savaş sürecinden çıkardığı dersler ışığında “üç boyutlu derinlik” olarak tanımlanan yeni bir savunma yaklaşımına ihtiyaç duyduğu belirtildi. Bu yaklaşım; seri üretim kapasitesi, mühimmat sürdürülebilirliği ve tedarik güvenliğini stratejik zorunluluk olarak tanımlıyor. Ayrıca Türkiye’nin İran, Körfez ülkeleri ve Batılı aktörlerle kurduğu çok boyutlu iletişim kanallarının, Ankara’nın kriz yönetiminde dengeleyici ve kolaylaştırıcı bir rol oynamasına olanak tanıdığı vurgulandı. Raporda, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tarihsel kırılmayı bir tehditten ziyade stratejik ölçek büyütme fırsatı olarak okuması gerektiğinin altı çizildi.

