İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu yıl “Cesur ol iz bırak” sloganıyla düzenlenen “TRT 17. Uluslararası Belgesel Ödülleri” töreninde bir konuşma yaptı. Belgeselciliğin evrensel diline katkı sunan organizasyonun 17 yıllık birikimiyle uluslararası ölçekte itibarlı bir marka haline geldiğini ifade eden Duran, bu yıl 109 ülkeden 1409 başvurunun yapılmasının, sektörün gücünü ortaya koyduğunu belirtti.
“Belgeseller tarihi vesikalardır”
Duran, belgesellerin estetik bir temsil biçimi olmanın ötesinde, toplumların kolektif hafızasını koruyan tarihi vesikalar olduğunu vurguladı. Günümüzde yaşanan krizlerin, savaşların ve trajedilerin sıradanlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çeken İletişim Başkanı, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Böyle bir dünyada belgeseller, dilsiz bırakılan coğrafyaların, milletlerin, mağdur ve mazlumların sesi olmalıdır. Bir belgeselcinin vizörü, adaletsizlikleri, asimetrik güç ilişkilerini, modern sömürü düzenini ifşa eden ve muhtemel doğal felaketlere ayna tutan bir imkandır. Şartlar ne olursa olsun, endüstriyel kaygıların ve güç mücadelelerinin çarpıtmaya çalıştığı gerçekleri gözler önüne seren bir direniş biçimidir.”
Filistin vurgusu ve cesaret
Konuşmasında tarihte iz bırakanlardan örnekler veren Duran, 15 Temmuz 2016 gecesi demokrasiye sahip çıkmak için hayatlarını feda eden şehitleri ve Filistin’de İsrail zulmü altında hakikat için hayatını kaybeden gazetecileri hatırlattı. Medeni dünyanın Filistin’de ortaya çıkan soykırıma gösterdiği tutumu “iki yüzlü” olarak nitelendiren Duran, bu süreçlerin yeni yapıtlarla tarihe kazınmasının büyük önem taşıdığını belirtti.
Dijital dezenformasyona karşı entelektüel duruş
Duran, geleneksel ve dijital medyanın derin insani krizlerden olumsuz etkilendiğine değinerek, dijital mecraların kitleleri manipüle eden gücüne karşı belgesel sinemanın önemli bir enstrüman olduğunu ifade etti. Theodor Adorno’nun modern medyayı “kitleleri uyuşturan bir illüzyon endüstrisi” olarak tanımladığını anımsatan İletişim Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Belgeselcilik, bu narkoza karşı duran, insanı sahte cennetinden çıkarıp yeryüzünün gerçekleriyle yüzleştiren sarsıcı bir hamledir. Kitlelerin zihinlerini dezenformasyonla esir almak isteyen odakların karşısında bu imkan ve araçtan en etkin biçimde yararlanmak hepimiz için bir sorumluluktur. Türkiye olarak bizler, iletişim ve medya alanını adalet ve hakikat merkezli yaklaşımımızın mütemmim bir cüzü olarak değerlendiriyoruz.”
Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde küresel düzlemde daha adil ve barışçıl bir dünya düzeninin tesis edilmesine öncülük ettiğini belirten Duran, inşa ettikleri adil ve kapsayıcı anlatı ile mazlumların sesini kısan tekelci yapılara karşı durduklarını sözlerine ekledi.

